Bunlar bizim çocuklarımız... Ne olursa olsun onlara sahip çıkmalıyız. Çünkü vurmak, kırmak, suçlamak kolay; asıl zor olan, kötü günde de sahip çıkabilmek. Bir maç kötü geçer, bir oyuncu hata yapar, gol kaçar; hemen herkes suçlu aramaya başlar. Sosyal medyada birkaç cümleyle futbolcuları yerden yere vurmak kolaydır. Peki ya sonrası Bizim bir milli takımımız, bir de Ay-Yıldızlı formamız ve bayrağımız var. Bu değerlere sahip çıkacak olan yine biziz. Kazandıkları zaman alkışlamak kolaycılıktır. Asıl mesele, işler kötü gittiğinde onların yanında durabilmektir. Ama onların da böyle oynamaya hakkı yoktur. Mağlup olabilirsin ayıp değil ama mücadele edeceksin.
KARAKTERLİ OYUN ŞARTTIR!
Elbette milli takımda sorunları konuşacağız, yanlışları eleştireceğiz, kötü oyunun hesabını soracağız, teknik tercihleri tartışacağız. Ancak eleştirmek başka, yıkmak başka. Milli takımda bir sıkıntı olduğu açık. Montella'nın performansı da elbette tartışılmalıdır. Bazı basın toplantılarında yaptığı açıklamalar yanlıştır. İtalya ile Türkiye'nin takım değerini mukayese etmek saçma. Fransa'nın takım değeri daha yüksekti mesela! Bir teknik adamın görevi saha içini anlatmaktır. "Montella hemen gönderilsin" demiyorum. Çünkü böyle bir yaklaşım, milli takımın sorunlarını çözmek yerine yalnızca günlük tartışmayı sonlandırır. Ancak bunun tersi de doğru değildir.
GEREKİYORSA NEŞTER VURULUR!
Eğer bir yerde damar tıkanmışsa, hastayı kurtarmak için gereken bütün yollar denenmelidir. Türkiye Futbol Federasyonu'nun görevi de tam olarak budur. Sorunu doğru teşhis etmek, çözüm üretmek ve milli takımın geleceği için gerekiyorsa radikal kararlar alabilmek... Teknik direktör değişikliği de bu seçeneklerden biri olabilir. Bu, bir hocaya karşı olmak değil; mill i takımın geleceğini düşünmektir. Bence asıl üzerinde durmamız gereken meselelerden biri de

12