Dünya Kupası'nın eşiğinde bir gece... Ve belki de yıllardır hasret kaldığımız o büyük sahneye açılan son kapı!. Türkiye, zorlu bir yolculuğun ardından artık son virajda. Kaldı bir maç! Karşısında ise hafife alınması mümkün olmayan, aksine her geçen gün daha da kimlik kazanan bir rakip: Kosova. Romanya karşısında alınan galibiyet kuşkusuz çok değerliydi. Ancak o maç bize sadece bir zafer değil, aynı zamanda önemli dersler de verdi. Hücumda üretkenlik zaman zaman sekteye uğrarken, savunmada verilen açıklar dikkat çekiciydi. 1-Bitiricilik ve son pas zayıftı. ok orta yaptık (22 orta) ama isabetli olan sadece 2 taneydi. 2-Forvet hattında (Kerem, Kenan, Barış Alper vs.) yeterince hareketlilik ve derinlik yoktu. 3-Romanya savunmayı iyi oturttu, biz de acele etmeden ama yaratıcı olmadan oynadık. 4-Arda Güler ve Ferdi'nin bireysel kalitesi maçı kurtardı. Onlar olmasa 0-0 bitebilirdi.
BU TABLO KOSOVA'DA ASLA YETERLİ OLMAZ!
Böyle bir tabloyu Kosova karşısında tekrar etmek, ağır sonuçlar doğurabilir. ünkü Kosova artık eski Kosova değil. Slovakya maçında izlediğimiz tablo netti: Korkusuz, fizik gücü yüksek, tempolu ve ne olursa olsun oyunun içinde kalan bir takım. Özellikle önde kurdukları baskı ve hızlı geçiş hücumları, modern futbolun en etkili silahlarından biri. Üstelik bunu büyük-küçük ayrımı yapmadan, öz güvenle uyguluyorlar. İşte bu yüzden bu maç bir yetenek sınavından çok, bir akıl ve disiplin sınavı olacak. Türkiye'nin bu karşılaşmada en büyük ihtiyacı "sabır". Deplasman atmosferi, ateşli tribünler ve maçın yüksek tansiyonu Kosova'nın en büyük kozları olacak.
DÜNYA KUPASI ŞİFRESİ: ZİHİNSEL DAYANIKLILIK
İlk dakikalarda oyunun kontrolünü kaybetmek, rakibin istediği kaos ortamını yaratır. Oysa Türkiye'nin yapması gereken tam tersi:

19