ABD ve İsrail'in, İran'a saldırısı siyasi tarihin nadir görülen bir durumuna yol açtı. Bu noktada ABD ve İsrail'in ayrı devletler değil, 'amip', yani tek hücreli bir yapı olduğunu ifade etmek gerek. Bu nedenle savaşın üç değil iki tarafı olduğu anlaşılmalı. İran'ın askerî yetersizliği yanında, etnik/mezhebi yapısı itibarıyla toplumsal uyumu, ideolojisi ve sadakati karmaşık ve hassas. Savaşan tarafların amaçlarını, araçlarını, yöntemlerini ve nihai kertede mevcut durumlarını bu bakış açısıyla değerlendirmekte fayda var.
Amaç bağlamında savaşın öncesindeki ve sonrasındaki durumu ayrı ayrı ele almak gerek. Savaş öncesinde ABD/İsrail savaşı başlatma amacına zaten karar vermiş olduğu için diplomatik görüşmeleri sadece meşruiyet ve askerî hazırlık için tercih etti. Diğer bir ifadeyle, 2003 yılındaki Irak Savaşı eleştirilerini önlemek istediler. İran ise diplomasiyi bir manevra alanı olarak gördü ve her zaman oynadığı o tiyatro sahnesinde zamana oynadı. O halde savaş öncesi diplomasi tiyatro sahnesinin gerektirdiği rollerden ibaret.
Savaş sonrasındaki amaç ise asıl niyetleri yansıtıyor. ABD/İsrail, İran'ı mümkünse rejim değişikliğine zorlamak, değilse güvenilir ellere rejimi teslim etmek, çıkmaza girilirse ülkeyi etnik parçalara ayırmak niyetindeler. Bu noktada arzu edilen son amaç, vekilleri dâhil İsrail'e tehdit söylemi üretmeyecek ve tehdit olamayacak bir İran ve sonrasında geniş coğrafya yaratmak. İran'ın ise amaç bağlamında ülkenin bütünlüğünü korumak ve rejim güvenliğini tesis etmek istediği malûm.
Tarafların amaçları sonrasında, sahip oldukları araçları ve yöntemleri bir arada incelemek faydalı olacak. Öncelikle her iki tarafın da sahip olduğu araçlar askerî kabiliyetlerden ibaret değil. Toplumsal kışkırtma, ekonomi, enerji, coğrafya ve uluslararası siyaset gibi farklı kulvarları da dikkate almak gerekir. Bu çerçevede, tehlikeli bir görüntü veren İran'ı öncelikle ele alalım.
İran, niyet bağlamında, 'maliyeti ne olursa olsun' mantığını izliyor. Diğer bir ifadeyle, ülke içinde ABD/İsrail'e hizmet edebilecek tüm etnisiteleri gerekirse 'kırmak' tercihindeler. Bu bağlamda, ABD/İsrail'in hava ve füze saldırılarına dayanabildikleri ölçüde sahadaki iç kırılganlığa karşı sert tedbirler almaları mümkün. Çünkü rejimi yıkacak unsurun hava saldırılarından ziyade halk hareketleri olduğunun farkındalar. ABD/İsrail'in ajitasyon girişimleri ve söylemleri de dikkate alındığında, İran'ın lider kayıpları sonrasında savaşırken bir iç toparlanma sürecine yönelmesi muhtemel. ABD/İsrail'in Kürtleri kışkırtması ve araçsallaştırması girişimi sonrasında yapay bir provokasyon İran'ı kitlesel bir kırıma teşvik edebilir. Beluciler ve Güney Azerbaycanlıların alacağı tavır ve ne düzeyde organize oldukları ise meçhul. Bu nedenle, ABD/İsrail'in etnisite aracının aksaksız ilerlemesi pek mümkün değil.
İran'ın Körfez'i kapatma ve Körfez ülkelerini baskı unsuru yapmaya zorlayan saldırıları ise mantıklı bir strateji olmaktan uzak. Nitekim bu ülkeler saldırıların öznesi olmak yerine İran'a aktif saldırılar yapmaya başladı. BAE, Kuveyt ve Suudi Arabistan'ın ABD/İsrail ile birlikte hareket etmesi İran açısından stratejik kırılmaları ateşlemekte. Arabuluculuk misyonu üstlenmiş Katar ve Umman'a yapılan saldırılar ise İran'ın ya çaresizliğine ya da ahlaki eksikliğine işaret ediyor.
İran'ın diğer bir aracı ise vekil unsurları. İlginç bir şekilde Pakistan ve Irak'ta kısıtlı halk hareketleri haricinde silahıyla İran'a destek veren kayda değer bir vekil henüz yok. Hizbullah kıpırdanma yaşamış olsa da ne kadar etkili olacağı belli değil. Nitekim Hizbullah'ın 'Pager' saldırısı sonrasında ne kadar toparlandığı bilinmiyor. İsrail'in yedek askerlerini göreve çağırmasıyla birlikte, Hizbullah konusunda kaygıları olduğu kesin. Ancak bu gerilimin çapının ne kadar büyüyeceğini tahmin etmek kolay değil. Ancak İran bu seçeneği sonuna kadar zorlayabilir veya en azından Şiileri dayanışma için tahrik edebilir.
Enerji ise İran'ın en büyük aracı hâlinde. ABD/İsrail üzerinde hem uluslararası hem de toplumsal baskıyı artırmak için Basra Körfezi'ni kapatıp enerji akışını engellemek İran'ı kurtarabilir. Nitekim Trump petrol fiyatlarının 1,55 dolar seviyesine indiğini gururla söylemişti. Halen Kaliforniya'da 6, Vaşington'da 4 dolar civarında olan bir galon benzinin 10 dolara yaklaşması inanılmaz bir siyasi etkiye yol açabilir. Kasım seçimlerinde Cumhuriyetçileri sandığa gömecek bu gelişme, Senato'da Demokratları çoğunluk olmaya itebilir. Bu nedenle Körfez'in petrol ve gaz ticaretine İran saldırılarının artması beklenmeli. Belki de bu projeksiyon nedeniyle ABD, Venezuela petrolünü ele geçirmek istedi.

3