Yazı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un parlamenter platformlarda Gazze'deki soykırım ve Filistin zulmüne karşı tutarlı bir ses yükselttiğini ve bunu 'gerçek devlet adamlığı' olarak nitelendiriyor. Ancak sözlü duruş ile pratik politika arasındaki fark, bu övgüyle gerçek etkinin ne kadarının örtüştüğü sorusunu akıllara getirmiyor mu?
Geçtiğimiz yıl Cenevre'deki PAB toplantılarında da aynı kararlı duruşu sergileyen Kurtulmuş, Gazze'de soykırımın devam ettiğini, BM'nin fiili tedbirler alması gerektiğini ve bölgesel adaletsizliklere karşı Türkiye'nin onurlu sesini yükseltmişti. Dünkü açıklamaları, o çizginin güçlü bir devamı niteliğinde. Aynı cesaret, aynı tutarlılık, ama bu kez ev sahibi olarak çok daha geniş bir platformda.
Uluslararası camia ve muhatapları, Sayın Numan Kurtulmuş'un bu kritik platformda sergilediği liderliği takdirle karşıladı. Birçok parlamento temsilcisi, onun küresel adaletsizlikler karşısında susmayan, konuşulmayan meseleleri cesaretle dillendiren tutumunu önemli bir katkı olarak değerlendirdi. Batılı ülke liderlerinin, siyonizmden korkup dillendiremediği, Gazze'deki çocuk ölümlerini, Filistin'deki zulmü ve bölgesel vicdan yaralarını yüksek sesle ifade etmesi, delegasyonların dikkatini çekti ve birçok mevkidaş tarafından "gerçek bir devlet adamı duruşu" olarak nitelendirildi. Geçtiğimiz yıl bizim de şahitlik ettiğimiz, Cenevre'den İstanbul'a uzanan bu tutarlı çizgisi, parlamenter diplomaside yeni bir ufuk açtı. İstanbul'un kıtaları, kültürleri ve medeniyetleri buluşturan ruhuyla birleşen bu ev sahipliği, lojistik bir başarı olmanın ötesinde, barış ve adalet arayışında güçlü bir mesaj olarak algılandı.

6