İran meselesinde nerede durmalıyız

İran meselesinde nerede durmalıyız

Murat Alan

İran'la tarihsel, ideolojik ve jeopolitik ihtilaflarımız tartışmasız bir gerçek.

Bunları inkâr etmek yerine, somut verilerle yüzleşmek lazım..

İran, yıllardır Türkiye'nin karşısında duruyor..

Suriye'de, Esed rejimini ayakta tutmak için "30-50 milyar dolar" arasında tahmini mali destek sağladı. Hatta bazı raporlarda 50 milyar doları da aşan toplam harcama yapıldığı belirtiliyor.

Suriye'ye binlerce Şii milis gönderdi; bu süreçte savaş suçlarının doğrudan ortağı oldu.

Türkiye'nin YPG–PKK terör örgütüne karşı yürüttüğü meşru sınır ötesi operasyonlara, özellikle 2022'deki planlanan operasyonlara açıkça karşı çıktı. İran, Rusya ile birlikte Esed'in en büyük askeri destekçisi olarak Ankara'yı zorladı ve Türkiye'nin güvenlik endişelerini hiçe saydı.

Karabağ meselesinde, 2020 savaşında resmi olarak Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü desteklese de pratikte Ermenistan'ın yanında konumlandı.

İran'ın tutumu Azerbaycan'da "Ermenistan yanlısı" olarak algılandı ve Ermenistan'a dolaylı destek iddiaları yayıldı.

Zengezur Koridoru'nu engelleyerek Türk dünyasının fiziki bütünleşmesini sabote etti; bu koridorun açılması Türkiye–Azerbaycan ticaretini artırıp lojistik maliyetleri düşürecekken, İran'ın "kırmızı çizgi" diyerek muhalefeti nedeniyle proje ABD'nin diplomatik inisiyatifine (Trump Route olarak yeniden adlandırılan) terk edildi.

Bu ihanetleri unutmadık. Üzerini örtmüyoruz. İran'ın bu tutumları, Türkiye için stratejik bir felaket, hatta açık düşmanlık anlamına geliyor.

Ama tam da bu yüzden, bugün soğukkanlı ve derin bir analiz şart.

Duygusal tepkilerle hareket etmek yerine, gerçekleri masaya yatıralım.

İran'la hesabımız ayrı, Batı'nın teslim almasına izin vermek ayrı.

Türkiye'nin devlet aklı net.. Bir ülkeyle ihtilaf başka, o ülkenin emperyalist operasyonlarla parçalanmasına göz yummak bambaşka.

İran'da yaşananlar artık basit bir rejim eleştirisi değil. Batı'nın sahaya sürdüğü figürler, söylemler ve finansman ağları apaçık. Amaç "dönüştürmek" değil, tam teslimiyet.

Bu teslimiyetin vitrini Rıza Pehlevi. Bu isim, İran halkının özgür iradesini temsil etmiyor. Aksine Washington, Tel Aviv ve Londra'nın klasik modeli, kontrollü bir monarşi, bağımlı bir devlet, yönlendirilebilir bir dış politika.

Pehlevi, Nisan 2023'te İsrail'e giderek Netanyahu ile görüştü, İstihbarat Bakanı Gila Gamliel tarafından karşılandı ve İsrail'in İran politikalarını destekledi; bu ziyaret, İsrail istihbaratıyla uzun süreli bağ iddialarını güçlendirdi.

Türkiye, İran rejimiyle sorunlar yaşayabilir. Ama İran'ın CIA–Mossad–petrol lobisi aparatına dönüşmesine sessiz kalamaz.

Bu, sadece İran'ın değil, bölgenin kaderini etkiler.

İran düşerse, sırada kim var Gerçek tehdit budur işte. Eğer İran'a "demokrasi" ambalajıyla sunulan bu proje başarılı olursa, aynı senaryo Kafkasya'da, Orta Asya'da, Doğu Akdeniz'de ve Türkiye'nin çevresinde sahnelenecek.