Hurdalara muhtaç ülkeden, ABD'ye gemi satan Türkiye'ye

Murat Alan
Bugün
27

Ama bu noktaya nasıl gelindiğini anlamak için geriye, çok daha karanlık bir tabloya bakmak zorundayız.

Ellili, altmışlı ve yetmişli yıllarda Türkiye, Amerikan yardımlarıyla ayakta durmaya çalışan bir ülkeydi. ABD, fazlalık muhriplerini, fırkateynlerini "hibe" adı altında gönderiyordu.

Ama o gemiler çoğu zaman üzerlerindeki en değerli sistemlerden arındırılmış halde geliyordu. Gelişmiş radarlar, elektronik harp cihazları, modern silah sistemleri ya sökülüyor ya da kasıtlı olarak kısıtlanıyordu. "Alın, kullanın ama bize bağlı kalın" mesajı netti.

Üstüne bir de siyasi tavizler ekleniyordu.

Her yardımın bir bedeli vardı. Türkiye'nin deniz gücü, büyük ölçüde başkasının lütfuna bağlıydı.

Sonra 1974 geldi.

Kıbrıs'ta soydaşlarımızın kanı akarken, Türkiye'nin karşısına çıkan en büyük engellerden biri, yeterli amfibi çıkarma gemisinin olmamasıydı. Yıllarca ertelenen bir harekâtın arkasında yatan acı gerçek buydu.

Modern, özel tasarlanmış çıkarma gemileri yoktu. Deniz piyadesi vardı, irade vardı, ama platform yetersizdi. Ne yapıldı Sivil gemiler devreye sokuldu. Ticari şilepler, feribotlar, hatta ada vapuru tadındaki yolcu gemileri seferber edildi. Truva feribotu gibi sivil gemiler hem aldatma konvoyunda hem de gerçek sevkıyatta kullanıldı. Askerler, silahlar, mühimmat bir kısmı bu gemilerle taşındı. Kıyıya çıkan Türk askeri, dünyanın en zor amfibi harekâtlarından birini, eksik teçhizatla, sivil filonun omuz verdiği bir operasyonla gerçekleştirdi. O günlerde akan kanın bir kısmı, yıllarca ertelenmiş bir hazırlığın mecburi faturasıydı.

"Gemimiz yok" demenin bedeli, şehitler ve gazilerle ödenmişti.

Bu tablo, bir milletin gururunu inciten ama aynı zamanda onu dönüştüren bir tabloydu.

"Bir daha asla" denildi.

Milli gemi projeleri konuşulmaya başlandı. Ama gerçek ivme, siyasi iradenin netleştiği dönemle geldi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'sinde savunma sanayii, sadece bir bütçe kalemi olmaktan çıkıp milli bir mesele haline geldi.

MİLGEM projesi, Ada sınıfı korvetlerle başladı. Sonra İstanbul sınıfı fırkateynler geldi. Yerlilik oranları yüzde 70'leri, 80'leri aştı.

ATMACA füzesi, MİDLAS dikey atım sistemi, GÖKDENİZ yakın hava savunma sistemi, CENK radarları, ADVENT savaş yönetim sistemi...

Hepsi Türk mühendislerinin, Türk işçisinin, Türk firmalarının eseri. Bir zamanlar "bize hibe edin" diyen ülke, artık kendi tasarladığı, kendi ürettiği, kendi silahlandırdığı savaş gemilerini denize indiriyor. Üstelik sadece kendi donanması için değil; Pakistan'a, Endonezya'ya, Ukrayna'ya, Portekiz'e, Malezya'ya... İhracat kapıları açıldı.

Bugün Türk tersanelerinde aynı anda onlarca savaş gemisi inşa ediliyor. Fırkateynler, korvetler, denizaltılar, çıkarma gemileri... Kapasite, hız ve maliyet konusunda dünyanın önde gelen ülkelerinden biri haline gelindi. ABD'nin gemi inşa krizinin ortasında Türkiye'ye bakması tesadüf değil.

Çünkü Türkiye, kanıtlanmış bir platform sunuyor!