Çenesini kapaması gerekenler..

Çenesini kapaması gerekenler..
MURAT ALAN

Ortadoğu yine yanıyor. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı saldırı, bölgeyi yeni bir savaş sarmalına sürükledi. Washington bunu "nükleer tehdidi bertaraf etme" zırvasıyla sundu, Tel Aviv ise varoluş güvenliği söylemine yaslandı.

Tahran hedef alındı, karşılık gecikmedi. İran balistik füzelerle misilleme yaptı, Körfez gerildi..

Savaş artık kontrollü bir operasyon değil, zincirleme bir tırmanış.

ABD'nin Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de bıraktığı tablo ortada. "Barış" söylemiyle girilen her yerde geride istikrarsızlık, kan ve gözyaşı kaldı. İsrail'in güvenlik doktrini ise tehdit algısını sürekli genişleterek coğrafyayı daraltma üzerine kurulu. Bugün İran vuruluyor. Yarın kim Bu yangın bölgesel kalır mı, yoksa küresel bir kırılmaya mı dönüşür Cevabı belirsiz.

Ama bizim için asıl soru şu, bu kaos Türkiye'ye sıçrarsa biz ne yapacağız

Tam burada, içerdeki büyük çelişkiyle yüzleşmek zorundayız.

Daha birkaç ay önce 100 bin TL üzeri kredi kartlarına yıllık 750–1000 TL'lik Savunma Sanayi Fonu katkısı gündeme geldiğinde ortalığı ayağa kaldıranlar kimdi

Kredi kartı limitini 99 bine düşürerek "direniş" yaptığını sananlar…

"Halk soyuluyor" diye sosyal medya kampanyası başlatanlar…

Sanatçı kontenjanından ahkâm kesenler…

Emekli maaşı üzerinden popülizm yapanlar…

CHP'li siyasetçiler, Zafer Partililer, Deva Partili vekiller..

Bugün aynı kesimler "Olası savaşa hazır mıyız" diye soruyor.

Hangi yüzle

Savunma sanayine katkıyı fazla görenlerin, savaş kapasitesi tartışması yapması sadece siyasi bir tutarsızlık değil; zihinsel bir kırılma.

Çünkü mesele para değil, refleks meselesi. 750 TL'yi savunmaya çok görüp, kriz çıktığında "devlet nerede" diye soramazsınız.

Milli güvenlik romantik nutuklarla sağlanmaz.

"Vatan millet" tweetleriyle de sağlanmaz. Savunma bütçesi fedakârlık ister. Strateji ciddiyet ister. Eğer bir ülke savunma altyapısını güçlendirmek için kaynak üretmeye çalıştığında refleksiniz otomatik olarak karşı çıkmaksa, sonra İran örneği üzerinden korku siyaseti yapmanız inandırıcı olmaz.

Tam bu noktada İran'a da şerh düşmeden destek vermemek gerekir.

Evet, bugün İran ABD ve İsrail saldırısının hedefinde. Bu tabloya bakıp sadece "mağduriyet" hikâyesi yazmak kolay. Ama dürüst olalım.. İran'ın kendi tercihlerinin de bu denklemde payı var.

Ah İran ah…

Milyarlarca doları Esad rejimini ayakta tutmak için harcadın.

Suriye'de halkın üzerine varil bombaları yağarken, sen rejimin askeri ve mali omurgası oldun. Türkiye'nin YPG/PKK'ya karşı yürüttüğü operasyonlarda ise bölgedeki generallerin, dışişleri bakan yardımcıların çıkıp Ankara'yı kınadı.

Libya'da Türkiye'nin karşısına çıktın. Suriye'de çıktın. Irak'ta çıktın.

Oysa bambaşka bir yol da mümkündü.

Keşke bu motivasyonunu ve kaynaklarını Türkiye ile stratejik iş birliğine harcasaydın. Ortak hava savunma sistemleri geliştirmeye, ordunu modernize etmeye, neredeyse hiçbir anlam ifade etmeyen ve sürekli sızmalarla gündeme gelen istihbarat servislerini güçlendirmeye ayırsaydın.

Bölgesel rekabet yerine bölgesel güvenlik mimarisi kurmayı deneseydin.

Hatta ABD ile yürüttüğün kritik müzakereleri bile İstanbul'dan alıp Umman'a taşıdın.

Şimdi dönüp bugünkü tabloya bakıp, "kandırıldık" diyorsun..

Türkiye tarihinde ilk defa BM Güvenlik Konseyine geçici üye olduğunda senin lehine oy kullandı.

Sen ne yaptın İran! 17-25 Aralık kumpasına arka çıktın.. ABD Halkbank üzerinden Türkiye'ye operasyon çekerken, eş zamanlı soruşturma yürütüp FETÖ'cülere sufle verdin.

Jeopolitik bazen çok acı dersler verir.

İran bunun bedelini ödüyor ama bizim meselemiz İran'ın hatalarına odaklanmaktan ziyade, kendi doğrularımıza sahip çıkmak olmalı.

Allah'a şükür İran'a yönelik saldırıda Türkiye doğru tarafta duruyor. ABD üstlerine aktif operasyon izni vermiyor.

İran›ın dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesinden sonra, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yayınladığı taziye mesajı da bu ilkeli duruşun açık göstergesi..