Tatlı su gazetecisinden dersler

Karapara aklama iddiası ile gözaltına alındım. Vatan Emniyet'te dolandırıcılık ve örgüt iddiası da eklendi. Savcılıkta bu sefer "örgüte üye olmadan örgüte yardım" suçlamasına döndü. Nasıl yapmışım Haber yapmayarak. 195 yıllık Türk basın tarihinde ilk oldu. Bu rekor, tarihin karanlık sürecinde ilk örnek olarak sunulacak.

Bu yazıyı kaleme aldığım ana kadar televizyonum yoktu. Gazeteye ulaşımım yok. Kantinde satılan kalem dışında kalem yasak. izgisiz kâğıt yasak. Ne oluyor ne bitiyor bilmiyorum. Avukatlarım özet getirdiler. Bilgi sahibi oldum.

Sahibinin sesi olan bazı kuyruk acısı sahibi bir koro tutturmuş. Avukatlarım suç duyurusu yapıyor. Birine yanıt vermek gerekiyor:

Yılmaz Özdil...

Kendisini öyle bir dev aynasında görüyor ki ondan başka gazeteci olmadığını düşünüyor. Kişisel hıncı ve husumetleriyle yaptığı yayınları ciddiye alan yok. Ama 23 Ekim 2026 tarihli "Mustafa Sarıgül-Murat Ağırel" başlıklı videosunda benim tutuklanmam hakkında yorumlarda bulunmuş. Deşifresi geldi bana, okudukça koğuşta kahkaha attım. Videoyu izleyenler Türkiye'de demokrasinin Norveç standartlarında olduğunu, gazetecilerin de yaptıkları hatalar nedeniyle tutuklandığını zanneder. Aslında Yılmaz Özdil korunaklı alanlarda, elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan gazetecilik yapmanın kurallarını anlatmış. Ama akıl mantık sınırlarından kopmuş, araştırmacı gazetecilik konusunda zerrece bilgisi olmayan bir kişi ancak bu yorumları yapabilir.

ÖZDİL'E BİRKA ÖRNEK

Yılmaz Özdil, Mustafa Sarıgül'ün YENİ Partili olduğunu vurguluyor ve benim YENİ Parti'yi desteklediğimi iddia ederek şöyle diyor:

"Murat Ağırel ve onunla ortak yayın çizgisinde hareket eden diğer gazetecilerin YENİ Partili herhangi birinin aleyhinde haber yapması mümkün mü Bunun örneğini gördük mü Yok."

Sadece kişisel öfkesi, hırsı, egosuyla yayın yapan Yılmaz Özdil'in diğer gazetecilerin haberlerini hatırlaması beklenemez ama ben hatırlatayım:

10 Ocak 2026 tarihinde Cumhuriyet gazetesindeki "PayCO operasyonundan neler çıktı" başlıklı yazımda YENİ Partili Mustafa Sarıgül ve oğlu Ömer Sarıgül'ün adının yasadışı bahis iddianamesinde geçmesini haberleştirdim. Onları TV'deki yayında anlattım. Haber yapmamam için arayanlara da siyasilere de gereken yanıtı verdim.

Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın belediye parasını kişisel işlerinde kullanmasını yazdım. Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek belediye başkanıyken Sayıştay raporlarındaki yolsuzluk iddialarını anlattım. Baklava kutusunda para alan Manavgat Belediye başkanını da yazan, anlatan benim.

Yılmaz Özdil düştüğü bu yanılgı ve yalan sarmalını taçlandırmış; "Bu belgeler niye Murat Ağırel'e verildi" diye sorarak söyle devam etmiş:

"YENİ Parti milletvekili Mustafa Sarıgül hakkındaki belgeler verildiği saniyede Murat Ağırel'de alarm zilleri çalması gerekiyordu."

Yani ona göre; ben, YENİ Partili biri hakkında bilgi edinirsem habere sırtımı dönmem gerekiyormuş! Hemen bir tezgâh olduğunu düşünüp uzaklaşmam gerekiyormuş.

Soruyorum: Yolsuzluk yapanın partisi mi olur

Hele ortada 1 milyar Avroluk bir karapara iddiası varsa elbette araştırırım.

Yılmaz Özdil'e göre; Sinan ampınar ile görüştüğüm için tufaya düşmüşüm.

Gazeteci araştırmanın, belgelere ulaşmaya çalışmanın, belgesiz haber yapmamanın, muhataba cevap hakkı tanımanın bir suça dönüştürülebileceği korkusuyla mı işlerini yapacak

Hatta ben bu haber nedeniyle iftiraya uğrayabileceğimi hissettim. Bunun önüne geçmek için araştırma boyunca her adımı kaydettim. Yazışmaları topladım, ekip arkadaşlarıma anlattım.

Tüm bu belge ile delilleri Emniyet ve adliye sürecinde sunmama karşın cezaevindeyim.

MANTIK SINIRLARINI AŞAN DERS

Tüm bunları görmezden gelen Yılmaz Özdil yüksek perdeden ders vermeye devam ediyor:

"Gazetecilik okuyan genç arkadaşlarıma ben kendi payıma hep aynı öneriyi yaparım. Yazmayacağın bilgiyi öğrenmeyeceksin. Önünde arkanda sensörlerin olmalı. Yaklaşırken dikkat etmelisin o sensörlere. Yoksa çarparsın. Yazmayacağın bilgiye temas etmeyeceksin. Yazmayacağın bilgiyi asla öğrenmeyeceksin. Murat burada tufaya getirilmiş. Yazmayacağı bilgiye yaklaştırılmış."

Sevgili gençler... Sakın. Bu dersi unutun. Vallahi sizinle alay ederler. "Bilgiyi öğrenmeden yazıp yazmayacağına nasıl karar vereceksin" diye çok basit bir soru yöneltirler, komik duruma düşersiniz. Normal olarak ve mecburen; her muhabir, araştırmacı gazeteci önce bilgileri toplar, araştırır ve sonunda haber değeri olup olmadığına karar verir. Yılmaz Özdil galiba "yazılacak bilgi", "yazılmayacak bilgi" konusunda uzaktan uyarı veren bir sensör icat etmiş ya da muhabirlikle tamamen bağlarını koparmış. Araştırmacı gazetecilik konusunda en ufak fikri yok.

Yılmaz Özdil; "Yayınlamayacağın haberin peşine düşme" demek istediyse yine çok vahim. Gazeteci, partiye, gücüne bakmadan her haberi araştırır ve yayınlar.

YAZMAYAN TUTUKLANACAK MI

Yılmaz Özdil sensör icadından sonra yalan haber makinesini de bulmuş. Şöyle demiş: