Devlet kapısını açtı, cemaatler içeri girdi

"Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyettir."

"Medeniyetin emrettiğini ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kâfidir."

Atatürk gibi bir liderimiz varken halen nasıl buralara saplanıp kalıyoruz anlamıyorum.

Peki, bu yapılar böylesine nasıl büyüdü

Sadece bağış toplayarak mı

Sadece kendi mensuplarının dayanışmasıyla mı

Hayır.

Bu büyümeyi anlamak için siyasetin yıllardır cemaat ve tarikatlarla kurduğu ilişkiye de bakmak gerekiyor.

17 Aralık 2023'te TBMM'deki Milli Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmelerinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in söylediği sözler, bu ilişkinin belki de en açık fotoğrafıdır.

Bakanlık o tarihte 2 bin 709 protokolünün bulunduğunu açıklıyordu. Tekin, bunların içerisinde milletvekillerinin "tarikat ve cemaat" olarak nitelendirdiği yapılarla yaklaşık 10 protokol bulunduğunu söyledi ve şu ifadeyi kullandı:

"Sizin 'tarikat cemaat' dediğiniz, bizim 'STK' dediğimiz yapılar..."

Ardından daha da ileri gitti.

Bu kuruluşlara teşekkür etti ve "Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz" dedi.

Gerekçesini de "ocukların dağa çıkmasını engelliyorlar" sözleriyle açıkladı.

Daha sonra kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verirken de çizgisini değiştirmedi.

"Cemaat" veya "tarikat" adıyla hukuki bir tüzel kişilik bulunmadığını, bakanlığın karşısında dernek veya vakıf statüsünde tüzel kişilik gördüğünü söyledi. Bu nedenle bu yapıları STK olarak değerlendirdiklerini ve protokollerin bakanlık denetiminde yürütüldüğünü savundu.

Hukuki açıklaması bu.

Ama siyaset sosyolojisinin sorusu başka:

Bir devletin Milli Eğitim bakanı, toplumda cemaat ve tarikatlarla ilişkilendirilen yapılara Meclis kürsüsünden "Biz onları STK olarak görüyoruz, çalışmaya devam edeceğiz" dediğinde bunun toplumsal karşılığı nedir

Bu yalnızca bir protokol değildir.

Bu aynı zamanda meşruiyet üretimidir.

Devlet size kapısını açıyor.

Bakan sizi savunuyor.

Milli Eğitim Bakanlığı sizi "paydaş" kabul ediyor.

Öğrenciyle temas kurabileceğiniz kurumsal alan genişliyor.

Ve dini yapılanma artık yalnızca kendi mahallesinde faaliyet gösteren kapalı bir topluluk olmaktan çıkıp devlet kurumlarıyla ilişki kurabilen bir aktör haline geliyor.

Sonucunda kilitli kasalı odalarından külçe külçe altınlar çıkıyor.

"Bir lokma, bir hırka..." kültüründen buralara nasıl geldik

İslam tasavvufu servetten, biriktirmekten, faizden; günahtan korktuğu gibi korkarken nasıl bugünlere geldik

Öğrenci yurtlarıyla başladık.

Sonra özel okulları gördük.

Hastaneleri gördük.

Turizm şirketlerini gördük.

Gıda şirketlerini gördük.

Marketleri gördük.

Kuyumculuğu gördük.

Ayakkabı mağazalarını gördük.

Gayrimenkulleri gördük.

Kimya şirketlerini gördük.

Ve son operasyonda karşımıza çıkan tablo artık başka bir soruyu sorduruyor.

Alihan Kuriş'in de aralarında bulunduğu 32 kişi tutuklandı, 6 kişi hakkında ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı verildi.

Bunların henüz mahkûmiyet olmadığının, soruşturmanın devam ettiğinin altını özellikle çiziyorum.

Fakat soruşturmanın en çarpıcı fiziki bulgularından biri altındı.

Firari Hilmi Tuna Kuriş'e yönelik aramalar sırasında belirlenen adreste 200 kilogram külçe altın bulundu.

En dikkat çekici rakam ise şu:

"Bağlantılı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar TL'yi aşan para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı yönündeki bulgular soruşturuluyor."