Çağımızın vebası: Görünür olma hastalığı

Uzun zamandır kafamda dönüp duran bir mesele var. Artık hemen hemen her yerde, her fırsatta da konuşuluyor. Tartışılıyor, tepki çekiyor ama pek de kimse söylediğinin, eleştirdiğinin tersini yapmıyor.

Mesele görünür olmak veya görünür olmaya çalışmak.

Bir insanın başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri, kendisini hayatın öznesi sanarken aslında bir gösterinin nesnesine dönüştürmesidir.

Dilan Polat ve Engin Polat ailesinin içerisinde yer alan Can Polat'ın öldürülmesiyle sonuçlanan son saldırı, yalnızca bir adli vaka olarak okunursa eksik kalır. ünkü burada konuşmamız gereken sadece kurşunlar değil; yıllardır milyonlarca insanın gözü önünde inşa edilen bir "görünürlük kültürü"dür.

MUTLULUK SANILIYOR

Sosyal medya çağının yeni kültürü görünür olmaktır. Adeta yeni bir din gibi görünür olmaya inanıyoruz.

Ne yediğini göstereceksin.

Nereye gittiğini göstereceksin.

Kiminle olduğunu göstereceksin.

Hangi otelde kaldığını göstereceksin.

Hangi arabaya bindiğini göstereceksin.

Hatta bazen acını bile göstereceksin.

ünkü algoritma sessizliği sevmez.

İnsana katkı veren eylemlerin veyahut mutlu bir aile etkinliğinin paylaşılmasından bahsetmiyorum.

Fakat bu kültürün Türkiye'deki en çarpıcı sembollerinden biri yıllardır Dilan Polat fenomenidir. Mesele artık tek bir kişi değildir. Mesele, onun temsil ettiği kültürdür.

Bir kuşak, çalışmadan zengin olmanın normal olduğuna inandırıldı.

Bir kuşak, lüks tüketimin başarı ölçüsü olduğunu öğrendi.

Bir kuşak, mahremiyetin gereksiz olduğuna ikna edildi.

Bir kuşak, hayatını yaşamak yerine hayatını yayınlamaya başladı.

Bugün yüz binlerce genç kız ve erkek, telefon ekranlarından gördüğü hayatları gerçek sanıyor.

Kiralanmış araçları başarı, marka logolarını karakter, takipçi sayısını itibar, gösterişi mutluluk zannediyor.

Daha vahimi, bu kültür insanlara görünürlüğün hiçbir bedeli olmadığını öğretiyor.

Oysa görünürlüğün bedeli vardır.

Bazen itibarınızı kaybedersiniz.

Bazen ruh sağlığınızı.

Bazen güvenliğinizi.

Bazen de etrafınızdaki insanların güvenliğini.

Sürekli konum paylaşan, bulunduğu yeri anlık yayınlayan, attığı her adımı milyonlara gösteren insanların yalnızca takipçilerine değil; onları izleyen kötü niyetli kişilere de bilgi verdiği unutuluyor.

Suç dünyası gazeteden değil, artık Instagram hikâyelerinden besleniyor.

İnsanlar adreslerini yazmıyor ama otellerini gösteriyor.

Konum atmıyor ama manzarasını paylaşıyor.

Program açıklamıyor ama gün boyu canlı yayın yapıyor.

Böylece mahremiyet kendi elleriyle ortadan kaldırılıyor.

KARANLIK DÜNYA

Bugün gençler arasında yayılan en tehlikeli zehirlerden biri de budur:

"Görülüyorsam varım."

İşte her şey burada başlıyor.

Görülmek var olmak değildir.

Gösteriş başarı değildir.

Takipçi itibar değildir.

Trend olmak değerli olmak değildir.

Bir toplum üretmeyi bırakıp gösterişe hayran olmaya başladığında ortaya sağlıklı rol modeller değil, dijital putlar çıkar.

Ve gençler o putlara benzemeye çalışırken kendi hayatlarını küçümsemeye başlar.