Sahi NATO'ya ilk kim başvurmuştu

Atatürk'ün 1923 yılında kurduğu bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, bu özelliklerini ancak 1946 yılına kadar sürdürebilecekti. Atatürk'ün ölümünden sonra, paralardan onun resmini kazıtıp kendi resmini bastıran, ondan sonra ülkede müthiş bir baskı rejimi uygulayan "Milli Şef" İsmet İnönü, Sovyet tehlikesi karşısında Amerikalılara yakınlaşmak için türlü yollara başvurdu.

Üç yıl kadar Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiğim Kırmızı Çizgi Dergisi'nin, 2007 Temmuz sayısında yayınlanan bir araştırma, Türkiye'ye Amerikalıların nasıl girdiğini ve ülkemizin nasıl yüz kızartıcı dönemlere doğru itildiğini göstermesi açısından son derece düşündürücüydü. Ağırlıklı olarak Nevzat Üstün'ün 1967 yılında yayınlanan "Türkiye'deki Amerika" adlı eserinden yararlanılarak hazırlanan araştırmadan bazı bölümler şöyle:

2. Dünya Savaşı galiplerinden Sovyet Rusya'nın lideri Stalin, Kars, Ardahan ve Boğazlar'da üs talep edince, Türkiye 1948'de Marshall yardımı almaya "razı oldu". 1952 yılında da NATO'ya girmeye mecbur kaldı. Başına da gelmedik kalmadı. Özellikle dış politikada, izlenen tüm milli meselelerden önce ABD'nin haberi oldu. Çünkü, dışişleri "uzman" denen ABD'lilerle dolduruldu.

Oysa Türkiye'nin tek arzusu, Stalin tehdidinden, ABD'ye sığınarak NATO'ya girmekti. ABD, bu fırsatı değerlendirdi. Washington'da vefat eden Türkiye'nin ABD Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesini, ABD'nin en büyük zırhlısı Missouri'yle Türkiye'ye göndererek, ilk adımı attı.

Türk hükümeti de bu jeste karşılık, akıl almaz bir yaklaşım sergiledi. İstanbul'da konukları ağırlamak için hummalı bir çalışma yapıldı. PTT, Missouri için bir seri hatıra pulu bastırdı. Tekel ise, piyasaya Missouri adında bir sigara çıkarttı. Gemi Dolmabahçe'ye yanaşacağı için, Karaköy'den Beşiktaş'a kadar bütün evler aynı renge boyandı. Taksim Meydanı'nda ampullerden kocaman bir Missouri maketi yapılmış, geceleri ışıl ışıl yakılıyordu.

Camilerin minaresine İngilizce, "Welcome Missouri" yazan mahyalar bile asıldı. Tramvaylar, otobüsler, taksiler, gelen emirle yıkanıp temizlendi. Gazetelerde çıkan haberlerde bu araçların sahipleri röportajlar veriyor, dost Amerikan askerlerine bedava hizmet edeceklerini, hiç birinden para almayacaklarını söylüyorlardı.

NATO'ya girebilmek için, Amerikan askerlerine özel genelev hizmeti bile verildi. Türkiye'deki bütün genelevler taranarak, en güzel kadınlar İstanbul genelevine taşındı. Ayrıca İstanbul genelevi en seçkin doktorların başkanlığında inceden inceye gözden geçirildi. Bütün kadınlara temiz ve güzel elbiseler giydirildi. Yukarıdan gelen emirle, Missouri zırhlısı gidene kadar Türk erkeklerinin içeri alınmaması emredildi.

Esnaflar, zabıtalar tarafından tek tek tembih edilerek, para vermek istemeyen Amerikan askerlerinin zorlanmaması da istendi. Diğer yandan, Emniyet Müdürlüğü Amerikan askerlerine yardımcı olmaları ve ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda bütün polis ve bekçilere kurs verdi. Amerikan askerlerine kolaylık gösterilecek, kesinlikle kötü davranılmayacaktı. İstanbul'un hem valisi, hem de Belediye Başkanı olan Lütfi Kırdar, Amerikan Başkanı'nın özel temsilcisi ve gemi komutanları onuruna Dolmabahçe Sarayı'nda ziyafet düzenledi.

5 Nisan 1946 Cuma sabahı Missouri Zırhlısı Dolmabahçe önünde demirledi. On binlerce İstanbullu ünlü zırhlıyı ve Amerikan askerlerini görebilmek için Dolmabahçe önüne gelmişti. Elçinin cenazesi kimsenin umurunda olmamıştı. Bu nedenle ne zaman nasıl çıkartılıp nereye götürüldüğünü kimse göremedi. Ortalık bayram yeri gibiydi. Bu arada Amerikan başkanının özel temsilcisi ve komutanlar da zırhlıdan çıkarak onurlarına düzenlenen yemeğe gitti. Truman'ın özel temsilcisi Weddel, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yemekten sonra "Milli Şef" İsmet İnönü ile görüşmek üzere Ankara'ya hareket etti.

Binlerce Amerikan askeri, İstanbul sokaklarına dökülmüştü. En kısa zamanda hepsi körkütük sarhoş olmuştu. Artık İstanbul tarihinde hiç yaşanmamış bir durum çıkmıştı ortaya. Önde sarhoş Amerikan askerleri, onların arkasında onların her istediklerini yerine getirmek için didinen görevliler. Barların, gece kulüplerinin önlerinde, yollarda, "Yes, yes!" diye bağıran muhabbet tellalları.

Amerikan askerleri, güpegündüz yollarda, tramvaylarda, kızlara sarkıntılık etmeye başladılar. Karşı koyan kadın, kız, nişanlı Amerikan askerlerinden dayak yemezse, polisten azar işitiyordu. Çok zaman geçmedi ki karakollar dolmaya başladı. Ancak karakolları dolduranlar, sarkıntılık eden Amerikan askerleri değil, şikâyetçi olan İstanbullulardı. Polisler, her ne olursa olsun, Amerikan askerlerini karakola getirmemeleri için emir almışlardı.