Kemal Kılıçdaroğlu'nun Özgür Özel ve ekibine yönelttiği "FETÖ'cüler" suçlaması oldukça manidardı.
Bu suçlamayla eli ayağı dolanan Özel, soluğu Anıtkabir'de alarak Atatürk'ün huzuruna çıktı. Genel başkan olmadığı için mozoleye çelenk koyamayacağı bildirilince çelengin üzerindeki "CHP Genel Başkanı" yazısını cebine koyan Özel, tam çelenk mozoleye konulurken cebinden çıkardığı yazıyı çiçeklerin üzerine iliştirmeye çalıştı.
Anıtkabir görevlileri yazıyı çiçeklerin üzerinden alınca yanındaki taraftarları askerlerin üzerine yürüyüp yumruklamaya kalktı.
Üzücü görüntüler, sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldı. Herkes yaşanan görüntüleri yadırgadı. Kınadı.
Şimdi herkes "Bütün bunlar CHP'de neden yaşanıyor" diye düşünüyor, yazıyor, çiziyor, yorum yapıyor.
Elimden geldiğince CHP'de yaşananlara, özünde de ülkemizde yaşanan akıl almaz olaylara okumalarımdan edindiğim bilgiler ışığında açıklık getirmeye çalışayım ki yaşanan tuhaflıklar insanlarımızın aklını boş yere meşgul etmesin...
Biliyorsunuz dünyanın en güzel şehri İstanbul, 29 Mayıs 1453'de cennetmekân atamız Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilerek bizlere miras bırakıldı.
Üç gün önce de İstanbul'un fethinin yıldönümünü büyük bir mutlulukla kutladık.
Allah atamız Fatih Sultan Mehmet, onun silah arkadaşları ve fetihte emeği geçen tüm atalarımızdan razı olsun.
Dünyanın en güzel şehrini fethedip Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V) müjdesine nail olurken, bizlere de bu kutlu mirası bıraktılar.
İşte dünyanın en güzel şehri İstanbul'da boğazın her iki yakasında yerleşik bulunan İspanya'daki soykırımdan kaçan Sefarad Yahudiler ve çeşitli dönemlerde Osmanlı'ya sığınan Doğu Avrupa Yahudileri denilen Aşkenaz sülaleleri mukimdir.
Bunlar yüzyıllar içinde boğaza öyle bir hakim olmuşlardır ki, kendileri dışında başka bir zümreden kimsenin boğazda yalı almasının imkanı yoktur.
Çok zengin ve güçlü bir Müslüman, boğazdan bir yalı alacak olsa birden bire işleri ters gitmeye başlar, şirketleri iflas eder ve yine boğazın hakimi konumundaki bu Sefarad ya da Aşkenazlardan birine satıp çıkmak zorunda kalır.
Kuzey Afrika'da çok büyük işler yapan bir müteahhitin, elindeki büyük paralarla boğazdan üç yalı aldıktan kısa süre sonra, binlerce konut yaptığı ülkeden alacaklarını tahsil edemeyip iflas ettiğini ve elinde kalan son mallar olan üç yalıyı yok pahasına boğazdaki bu ailelere satmak zorunda kaldığını söyleyerek bir örnek vermiş olayım...
Gelelim sadede... Boğazdaki bu aileler, "İstanbul Dükalığı" denilen derin sermaye klanını oluşturmuşlardır. Bu aileler her zaman devletten daha zengin olmuştur. Şimdi bile cirolarını toplasanız, Türkiye'nin gayri safi yurt içi hasılasının büyük bölümünü oluşturduklarını görürsünüz.
İşte bu aileler, Osmanlı kendilerine sahip çıkıp hayatlarını kurtardığı için minnet hissiyle dolu bir şekilde kendi işlerine bakmazlar.

38