1982 Anayasası mı, yoksa onu yaptıranlar mı direniyor

1982 Anayasası mı, yoksa onu yaptıranlar mı direniyor

MUHAMMET KUTLU

Cumhur İttifakı, Türkiye'nin gelişmesini ve dünyada önde gelen demokratik gelişmiş ülkeler arasına girmesinin önünü tıkayan darbe anayasasından kurtulmak üzere hazırlıklarını hızlandırdı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün yaptığı konuşmada, yeni anayasa için 10 hukukçunun görevlendirildiğini belirterek, "Nasıl 15 Temmuz'da darbecilere meydanları dar ettiysek, nasıl sandığın üzerindeki bütün vesayet gölgelerini ortadan kaldırdıysak, inşallah darbe anayasası utancından da bu milleti kurtaracağız" dedi.

Ancak ana muhalefet partisi CHP ve İyi Parti gibi muhalefet partileri, Türkiye'yi vesayete mahkûm eden köhne anayasanın değişmesine çeşitli bahanelerle karşı çıkıyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Anayasaya uyulmuyorken yeni anayasa yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur" sözleriyle topu çoktan taca attı bile. İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da "Yeni anayasa arayışları, Sayın Erdoğan'ın siyasi ikbaline ve yeniden adaylık talebine, aslında 'Ölene kadar cumhurbaşkanı olmasına' dair gaflet dolu bir ikmal ve takviye çabasıdır" diyor. Diğer muhalefet partileri de çeşitli gerekçelerle yeni anayasaya mesafeli duruyor.

1982 Anayasasında bugüne kadar, 23 seferde 184 değişiklik yapıldı, adeta yamalı bohçaya döndü. Ancak tüm bu değişiklikler, yeni bir anayasa yapılma ihtiyacını ortadan kaldıramadı. 1982 Anayasasının temelleri acı hikâyelerle dolu. 12 Eylül Askeri Darbesi sonrasında, Sıkıyönetim askeri mahkemelerinde; adil olmaktan uzak yargılama süreçleri; aylarca süren gözaltı ve işkence seansları; "bir sağdan bir soldan" idam edilen onlarca kişi; işkenceyle öldürülenler; idamından sonra masum olduğu ortaya çıkan mazlumlar; maalesef bu acı hikâyelerin kahramanları olarak tarihte yerlerini aldılar.

Bugün 43 yaşında olan 1982 Anayasası, 1987 yılından itibaren değiştirilmeye yönelik çalışmaların muhatabı oldu ve o günden bu yana da tartışılmaya devam ediyor.

37 yıldan bu yana darbe anayasasından kurtulmak ve sivil bir anayasaya sahip olmak amacıyla siyasal iktidarlar tarafından, pek çok taslak hazırlandı, komisyonlar kuruldu, çalıştaylar düzenlendi, farklı hükümetler tarafından irade ortaya konuldu, TBMM başkanları Köksal Toptan, Cemil Çiçek, İsmail Kahraman tarafından çağrılar yapıldı. Ancak tam anlamıyla mutabakat sağlanamadığı için, sadece bazı maddelerde değişiklik yapılabildi.

Darbecilerin ürünü olan ve içinde büyük bölümü vatandaşların devletten korkmasına, hayatını tedirgin ve umutsuz şekilde sürdürmesine yarayan 1982 Anayasası, adeta ülkenin üstüne kâbus gibi çökmüş, gitmemekte direniyor.

Ya da onu cuntacılara ısmarlayan küresel vesayet odakları direniyor.

İkinci şıkkın doğru olduğunu, 2009 yılında yayımlanan "Derin Güçlerin Gizli Ordusu: Gladio" isimli kitabımı hazırlarken anlamış biri olarak söyleyebilirim

Gladio kitabımda yer verdiğim bazı bölümlerden alıntılar yaparak, 1982 Anayasası'nın neden vesayet anayasası olduğunu anlatmaya çalışayım:

ABD yönetiminin 12 Eylül darbesinden haberdar olduğu ve darbe gecesi Başkan Jimmy Carter'a "bizim çocuklar işi bitirdi" anlamındaki bir mesajın, bir toplantının ortasında iletildiğinin ortaya çıkması, 12 Eylül'de ABD'nin rolü konusunu da tartışmalara açtı. İlk kez Mehmet Ali Birand'ın "12 Eylül 04.00" (1984) adlı kitabında ortaya atılan, darbe sırasında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'in askeri müdahaleyi haber alırken haberi ulaştıran diplomatın "seninkiler yaptıbizim çocuklar işi bitirdi" anlamındaki sözleri, 12 Eylül'de ABD'nin rolünü ifşa etmişti. Mesaj, "Ankara'daki çocuklar başardı" şeklinde Carter'a iletilmişti. Bu bir kenarda dursun

Yeni Asya Gazetesi'nin sahibi Mehmet Kutlular'ın, "İşte Hayatım" adlı eserinin 272'inci sayfasında yaptığı tespitler, 12 Eylül cuntasının nasıl ısmarlama bir şekilde oluşturulduğunu gözler önüne seriyor. İşte size çok yalın ifadelerle cuntanın oluşma öyküsü:

1978 senesi Ağustos'unda Memduh Tağmaç Paşa'nın görev süresi doluyordu. Ordunun kendi istekleri doğrultusunda hazırlanan ekip, günün şartları ve hükümetin beklentileri ile pek uyuşmuyordu. Hükümet hazırlamış olduğu yeni komuta kadrosunu, Yalova'da tatilde olan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e özel kurye ile göndermişti. Ne var ki, daha sonra ihtilalcilerle birlikte hareket ettiği anlaşılan Cumhurbaşkanı, kararnameleri bir türlü imzalamıyordu. Değişiklikler ileri sürdüğü söyleniyordu.

Demirel kararnameyi geri çekmedi. Israr etti: "Sen bu imzayı atmaya mecbursun" dedi. Aslında Cumhurbaşkanı'nın bu ısrar karşısında kararnameleri imzalaması gerekiyordu. Ancak, Fahri Korutürk'e de tesir ettiler. 30 Ağustos 1978 sabahına kadar kararnameleri imzalanmayınca dört yıllık görev süreleri dolan ve yeni görev alamayan paşalar, otomatik olarak emekli oldular. Zaten belli çevrelerin istedikleri de buydu.

Burada çok enteresan bir durumu anlatmakta fayda var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk vuku buluyordu. 30 Ağustos 1978 günü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesi bulunmamaktaydı. Mevcut komutanlar emekli olmuş, fakat yerine yenileri tayin edilememişti. Ve şöyle garip bir durum ortaya çıkmıştı. Ege Ordu Komutanı ve en kıdemsiz orgeneral olan Kenan Evren Paşa önce Kara Kuvvetleri Komutanı, sonra da Genelkurmay Başkanı oldu. Aslında, Fahri Korutürk, Demirel'in hazırladığı kararnameyi zamanında imzalasaydı; Ali Fethi Esener ve ekibi Genelkurmay'a yönlendirilecek, Kenan Evren'in önü kesilmiş olacaktı.