İran'da Gördüğüm Şey! Teknolojiye Vicdan ve Ahlak Yükleyenler

Bazı yolculuklar vardır; gördüğünüz şehirleri değil, gördüğünüz insanları hatırlarsınız.

İran'a yaptığım yolculuk da benim için böyle oldu.

2023 yılında İsfahan'da, 2025 yılında ise Tahran'da düzenlenen Mustafa Bilim Ödülleri ve Yapay Zekâ Fuarı kapsamında birçok bilim adamı, akademisyen, girişimci ve öğrenciyle bir araya gelme fırsatı buldum.


Açık söylemek gerekirse, İran'a giderken aklımda teknoloji kadar merak da vardı.

Yıllardır ambargolarla mücadele eden bir ülke nasıl oluyor da bilim üretmeye devam ediyor

Nasıl oluyor da gençlerini teknolojiye yönlendirebiliyor

Nasıl oluyor da yapay zekâdan robotiğe, sağlık teknolojilerinden endüstriyel üretime kadar birçok alanda yeni projeler ortaya çıkarabiliyor

Bu soruların cevabını fuar koridorlarında yürürken bulmaya başladım.


Öncelikle şunu söylemeliyim:


İran'da gördüğüm manzara, birçok insanın zihnindeki kalıplardan oldukça farklıydı.


Karşımda üretmeye çalışan bir toplum vardı.

Araştıran bir gençlik vardı.

Düşünen ve geliştiren insanlar vardı.


Özellikle lise çağındaki öğrenciler beni son derece etkiledi.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde gençler teknoloji tüketirken, burada birçok genç teknoloji üretmenin peşindeydi.


Robotik sistemler geliştiren öğrenciler gördüm.

Endüstriyel otomasyon projeleri hazırlayan ekiplerle konuştum.

Madenlerde kullanılabilecek ayıklama sistemleri geliştiren gençlerle tanıştım.

Yapay zekâ tabanlı çözümler üreten öğrencileri dinledim.

Bazılarının yaşı en fazla on beş, on altı civarındaydı.

Ama ortaya koydukları çalışmalar profesyonel ekiplerin projelerini aratmıyordu.

İşin ilginç tarafı ise yalnızca teknik başarı değildi.

Beni etkileyen başka bir şey vardı.


O da bu gençlerin taşıdığı kültürdü.


Bir projeyi anlatırken öğretmenlerinden saygıyla söz ediyorlardı.

Başarıyı yalnızca kendilerine mal etmiyorlardı.

Ekip arkadaşlarını öne çıkarıyorlardı.

Dinlemeyi biliyorlardı.

Teşekkür etmeyi biliyorlardı.
Büyüklerine karşı son derece saygılı davranıyorlardı.


İşte tam da burada teknoloji ile karakter eğitiminin aynı potada eritildiğini gördüm.


Çünkü teknoloji üretmek mümkündür.

Para bulunur.

Laboratuvar kurulur.

Yazılım geliştirilir.

Makine yapılır.


Ancak karakter inşa etmek çok daha zor bir iştir.


Bugün dünya yapay zekâyı konuşuyor.

Robotları konuşuyor.

Algoritmaları konuşuyor.

Ama insanı konuşmayı giderek unutuyor.


Oysa teknoloji, insan için üretildiği sürece anlamlıdır.


Aksi halde yalnızca metal, plastik ve kod yığınından ibarettir.

Tahran'daki Yapay Zekâ Fuarı'nda sağlık alanında geliştirilen projeleri incelerken bu düşüncem daha da güçlendi.

Cerrahi navigasyon sistemleri gördüm.

Doktorlara ameliyat sırasında milimetrik hassasiyet sağlayan teknolojiler gördüm.

Patoloji alanında kullanılan yapay zekâ uygulamalarını dinledim.

Kanser teşhisinde doktorlara yardımcı olan sistemleri inceledim.


Bir doktorun şu sözü hâlâ aklımda:


"Yapay zekâ benim rakibim değil, yardımcım."


Aslında teknolojiye bakış açısını özetleyen cümle buydu.

Teknolojiyi insanın yerine koymuyorlar.


İnsanın hizmetine sunuyorlar.


İran'da geçirdiğim günlerde sık sık şu soruyu kendime sordum:

Bir ülkeyi güçlü yapan nedir

Doğal kaynakları mı

Askeri gücü mü

Teknolojisi mi

Elbette bunların hepsi önemlidir.

Ancak gördüm ki bunların arkasında başka bir güç daha var.


Bir toplumun değerleri.

Bir toplumun eğitim anlayışı.

Bir toplumun ahlak anlayışı ve vicdanı.

Bilim adamlarının ödüllendirildiği, gençlerin üretmeye teşvik edildiği ve eğitimin teknolojiyle buluşturulduğu bir ortamda doğal olarak yeni fikirler ortaya çıkıyor.