Bombalar Bilimi Öldürebilir mi

Tahran'dan Bir Üniversitenin Anlattıkları...

Tahran'da savaşın izlerini sadece yıkılmış binalarda aramayın...

Bazen bir laboratuvarın sessizliğinde...

Bazen boş kalmış bir akademisyen odasında...

Bazen de bir rektörün konuşurken titreyen sesinde görürsünüz savaşın gerçek yüzünü.

Şehit Beheşti Üniversitesi'nde dünyanın dört bir yanından gelen gazetecilerle birlikteydik.

Masanın etrafında farklı ülkelerden insanlar vardı.

Dilleri farklıydı...

Pasaportları farklıydı...

Ama dinledikleri acı ortaktı.

Üniversite Rektörü Prof. Dr. Mahmud Rıza Ağamiri konuşmaya başladığında salonda bir sessizlik oluştu.

O sessizlik aslında bombaların bıraktığı enkazdan daha ağırdı.

Çünkü anlatılanlar beton değildi...

İnsan hikâyeleriydi.

Biz yıllardır savaşları televizyon ekranlarında izlemeye alıştık.

Bir harita açılıyor...

Kırmızı oklar çiziliyor...

Füzeler gösteriliyor...

Ardından birkaç istatistik...

"Şu kadar hedef vuruldu."

"Bu kadar kayıp var."

Rakamlar...

Sadece rakamlar...

Oysa o rakamların her biri bir annenin evladı... Bir çocuğun babası... Bir öğrencinin hocası... Bir milletin geleceğiydi...

Şehit Beheşti Üniversitesi'nde bana en ağır gelen de buydu.

İsrail'in saldırılarında hayatını kaybedenler sadece asker değildi.

Sadece komutan değildi.

Bilim adamlarıydı...

Ömürlerini laboratuvarlarda geçiren insanlar...

Hayatlarını kitaba, kaleme ve araştırmaya adamış insanlar...

Kimisinin masasının üzerinde yarım kalmış bir proje...

Kimisinin bilgisayarında tamamlanmayı bekleyen bir çalışma...

Kimisinin cebinde çocuklarının fotoğrafı...

İşte o insanlar hedef alındı.

Sonra dünyanın bize anlattığı masalları düşündüm.

Hani şu sürekli dilimize pelesenk edilen sözleri...

"Bilim evrenseldir."

"Üniversiteler tarafsızdır."

"Akademi kutsaldır."

Ne kadar güzel cümleler...

Ne kadar etkileyici sloganlar...

Peki öyleyse soruyorum...

Bir üniversitenin üzerine bomba düştüğünde neden bu cümleler de enkazın altında kalıyor

Bir laboratuvar vurulduğunda neden uluslararası vicdan da elektrikleri kesilmiş bir bina gibi karanlığa gömülüyor

Bilim Avrupa'da olunca insanlığın ortak mirası... İran'da olunca hedef listesi mi oluyor

İşte anlamakta en çok zorlandığım ironi bu...

Rektör Ağamiri konuşurken bir cümlesi zihnime kazındı.

"Bilim adamlarını öldürerek bilimi durduramazsınız."

Aslında bu yalnızca İran'ın değil, insanlığın cümlesiydi.

Çünkü fikir öldürülemez.

Bilgi bombalanamaz.

Akılın üzerine füze düşmez.

Bir bilim adamını öldürebilirsiniz...

Ama onun yetiştirdiği yüzlerce öğrenciyi ne yapacaksınız

Bir laboratuvarı yıkabilirsiniz...

Peki ya o laboratuvardan doğan fikri

Bir üniversiteyi bombalayabilirsiniz...

Ama düşünceyi hangi bombayla susturacaksınız

Salonda otururken şunu fark ettim.

Batı'nın insan hakları söylemi ile coğrafyaya göre çalışan bir pusulası var.

Eğer ölen kişi onların sınırları içindeyse manşet oluyor.

Başka bir ülkedeyse dipnot bile olamıyor.

Aynı ölüm...

Aynı gözyaşı...

Aynı anne...

Ama farklı coğrafya...

Demek ki insan haklarının da pasaportu varmış.

Demek ki vicdanın da vizesi oluyormuş.

Rektör, saldırılarda hayatını kaybeden akademisyenlerden bahsederken sadece mesleklerini anlatmadı.

"Onlar aile babasıydı." dedi.

İşte savaşın unutturulan tarafı tam da burada başlıyor.

Bir bilim adamı öldüğünde sadece bir akademisyen ölmez.

Bir çocuğun kahramanı ölür.

Bir annenin evladı ölür.

Bir kadının eşi ölür.