Modern dünyanın sessiz krizi: Feminist annelik

Son yıllarda toplumun temel direği olan aile, tarihin en büyük ideolojik kuşatmalarından biriyle karşı karşıya kalmıştır. Bu kuşatma bazen özgürlük sloganlarıyla, bazen eşitlik söylemleriyle, bazen de merhamet ve hayvan sevgisi ambalajıyla servis edilmektedir. Ancak perde arkasında çok daha derin bir dönüşüm hedeflenmektedir: Kadının annelikten, ailenin ise asli kimliğinden uzaklaştırılması...

Yıllardır feminizm adı altında kadınlara sistemli bir telkin yapılmaktadır. İlk aşamada kadına yönelik şiddet vakaları öne çıkarıldı. Elbette şiddetin her türlüsü insanlık suçudur ve buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat meşru bir sorunun arkasına saklanarak bambaşka bir ideolojik inşa gerçekleştirildi. Kadın ile erkeğin yaratılıştan gelen farklılıkları yok sayıldı; "cinsiyet eşitliği" adı altında fıtrata meydan okuyan yeni bir anlayış topluma empoze edildi.

Yetmedi... "Pozitif ayrımcılık" söylemleriyle kadın ile erkek adeta karşı karşıya getirildi. Aile içindeki tamamlayıcılık ilişkisi zedelendi. Karı ve koca bir bütün barçaları gibi gösterilmek yerine adeta birbirlerine hasım yapıldı. Erkek sürekli suçlanan, kadın ise sürekli mağdur gösterilen bir zemine sürüklendi. Neticede huzurlu aileler değil; çatışan bireyler üretildi. Çatışma alevlendikçe huzur yerini kaosa bıraktı. Çatışma ortamında büyüyen çocuklar da madem evlenip yuva kurmak yerine yalnız yaşamayı tercih eder hale geldiler. Bunun sonucu olarak şu anda Türkiye'de 19 milyon evlenme yaşı gelip geçmekte ona genç evlenmiyor.

İşin en acı tarafı ise, kadına şiddet uygulayan kimi sorumsuz ve vicdansız insanların da bu ideolojik yapının ekmeğine yağ sürmesidir. Her şiddet vakası, aile kurumunu hedef alan yeni kampanyaların malzemesi hâline getirilmektedir. Batı ülkelerinde yaşanan kadına şiddet bizdekinin belki on katıdır. Ama onların medya, internet ve iletişim ağlarında bu konuda haber neredeyse bulamazsınız. Ama bizde her olumsuz vaka üzerine on katılarak köpürtülerek ve günlerce ekranları süslemektedir.

Ancak mesele sadece bununla sınırlı değildir.

Son yıllarda dikkat çekici biçimde hayvan sevgisi üzerinden yeni bir kültür inşa edilmektedir. Elbette bir hayvana merhamet göstermek insanlığın gereğidir. Susuz bir köpeğe su vermek, aç bir kediyi doyurmak vicdanın işaretidir. Fakat bugün hayvan sevgisi, insan sevgisinin önüne geçirilmek istenmektedir.

Bir kediye ya da köpeğe yapılan şiddet günlerce manşetlerde tutulurken; sokak köpeklerinin parçaladığı çocuklar, yaşlılar ve masum insanlar çoğu zaman aynı hassasiyeti görememektedir. Çünkü burada amaç sadece hayvan hakları değildir; toplumun duygu haritasını yeniden şekillendirmektir. Tabi mama mafyalarının operasyonları da cabası...

Daha da ileri gidilerek artık "pet anneliği" yani "kedi köpek anneliği" adı altında yeni bir yaşam tarzı özendirilmektedir. İnsanlara çocuk sahibi olmak yerine kedi ve köpeklere "annelik"