Afrika...
Sadece haritalarda gördüğümüz uzak bir kıta değildir.
Afrika, insanlık vicdanının imtihan yeridir.
Afrika, ümmetin unutulmuş çığlığıdır.
Afrika, bir yönüyle mazlumiyetin; diğer yönüyle sabrın, teslimiyetin ve insanlığın adıdır.
Bugün dünyanın büyük güçleri Afrika'yı; altınıyla, uranyumuyla, petrolüyle, elmasıyla konuşuyor. Fakat biz Afrika'yı önce insanıyla konuşmalıyız. Çünkü Afrika'nın asıl zenginliği madenleri değil, hâlâ kirlenmemiş yürekleridir.
İslam ümmeti açısından Afrika'nın yeri ise bambaşkadır. Zira Afrika, İslam tarihinin en kritik dönemeçlerinden birine ev sahipliği yapmıştır.
Evet, Resûlullah (sav) İslam'ı açıktan tebliğe başlayınca sahabeleriyle beraber zulüm ve işkencelere maruz kaldı. Mekke müşrikleri Müslümanlara hayatı zindan etmişti. İşkence görenler, aç bırakılanlar, taşlananlar, sürgün edilenler vardı. İşte o günlerde Allah Resûlü (sav) sahabelerine Habeşistan'a hicret etmelerini tavsiye etti. Çünkü orada adil bir hükümdar vardı: Necâşî...
Böylece İslam tarihinde ilk hicretlerden ikisi Afrika topraklarına yapıldı. O zaman mazlum Müslümanlar Afrika'ya sığındı, Afrika da onları bağrına bastı. İşte bu gün bizim de o mazlumları bağrımıza basma zamanımızdır.
Mekke müşrikleri, Müslüman muhacirleri geri almak için türlü diplomatik girişimlerde bulundu. Hediyeler gönderildi, baskılar yapıldı, iftiralar atıldı. Fakat Necâşî, hakkın yanında durdu. Hz. Cafer'in okuduğu Meryem Sûresi ayetlerini dinleyince gözyaşlarını tutamadı ve tarihe geçen o tavrı gösterdi:
"Önüme altından dağlar yığsanız da, ben onları size teslim etmem!" dedi. İşte Afrika bizim için sadece bir coğrafya değildir; ümmetin ilk muhacirlerine kucak açan merhamet yurdudur.
Afrika aynı zamanda Resûlullah'ın (sav) müezzini olan Bilâl b. Rebâh'ın diyarıdır. İslam'ın ilk yıllarında kızgın çöllerde işkence altında "Ehad! Ehad!" diye haykıran o büyük insan Afrika'nın evladıdır. Yine Ümmü Eymen, Üsâme b. Zeyd, Vahşî b. Harb, Mihca' el-Habeşî, Sa'd el-Esved, Yesâr el-Habeşî, Eymen b. Ubeyd ve isimleri kayıtlara geçmiş onlarca sahabenin ve kayıtlara geçmemiş olan yüzlerce sahabenin diyarı... (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) Kimi köleydi, kimi garipti, kimi toplumun dışladığı insanlardı. Ama İslam onları yüceltti. Irkların değil takvanın üstün olduğunu bütün insanlığa gösterdi.
Bugün ise o kadim kıta, asırlardır sömürünün pençesinde kıvranıyor.
Bir zamanlar zincirlere vurulup gemilerle taşınan ve neredeyse üçte biri köleleştirilen kıta...
Parçalanan aileler...
Yakılan köyler...
Yeraltı zenginlikleri uğruna çıkarılan savaşlar, hiç yere yiten milyonlarca canlar...
Açlık, susuzluk, iç çatışmalar ve bitmek bilmeyen yoksulluk...
Dünyanın en zengin kaynaklarına sahip olan kıta, ne yazık ki en ağır yoksulluk tablolarıyla anılıyor. Çünkü Afrika'nın serveti Afrikalılara bırakılmadı.
Belki de bu yüzden Afrika için "insanlığın yetimi" demek yanlış olmayacaktır.
İşte nasip olursa bu Kurban Bayramı'nda, Rabbimizin inayetiyle Yedi Başak İnsani Yardım Derneği organizasyonu kapsamında Çad yollarında olacağız inşallah.
Bu sadece bir yolculuk değildir.
Bu, kardeşliğe yapılan bir yolculuktur.
Bir ümmet bilincinin yeniden diriltilmesidir.
Bir yetimin başını okşayabilmenin, bir annenin duasını alabilmenin, bir çocuğun bayram sevincine ortak olabilmenin yolculuğudur.

27