Trump'ın bulamadığı panik butonu

Trump-Netanyahu ittifakı İran'a girerken çıkışı düşünmediler, şimdi Hürmüz Boğazı'nı tehdit ederken barış müzakeresinden bahsediyor—bu tutarsızlık dünyayı gerçekten daha güvenli mi yapıyor?

Mine Esen
Bugün
4
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Trump-Netanyahu cephesinin İran'a karşı askeri operasyonlarında beceriksizlik gösterirken nükleer tehdit riskini arttırdığını savunuyor. Nükleer santralların hedef alınması Hirşima-Nagazaki benzeri bir felaketi tetikleyebileceğini belirtmek için geçmiş örneklerle bu iddiayı destekliyor. Ancak Trump'ın çelişkili mesajları ve radyoaktif kirlenme tehlikesi gerçekten de saldırıların kaçınılmaz sonucu mu, yoksa müzakere masasında daha rasyonel çözümler mümkün değil mi?

Trump-Netanyahu cephesi, İran'a kolayca girdikleri gibi çıkacakları yanılgısına düşmeleriyle birlikte panikle buldukları her düğmeye basar halde. Bölgesel kaos Hürmüz Boğazı'nın enerji kilidiyle küresel krize evrilirken Transatlantik ittifakında çatrdama da derinleşiyor. Washington'a Avrupa'dan çıkan sarı kartlar ABD'nin "yalnızlaştığının" göstergesi. Gelgitli açıklamalarını sürdüren Trump, dün Hürmüz Boğazı açılmazsa enerji tesisleri ve köprülerin hedef alınacağı tehdidini sürdürdü ama aynı zamanda Tahran'la bugün bir anlaşma da olabileceği iddiasında bulundu. Yetmedi savaşta "Kürt kartını" yine, yeniden gösterdi. Saldırı öncesinde İran'daki muhaliflere Kürtler üzerinden silah gönderdiklerini savundu ama bugüne kadar Kürtlerin bu silahları kendilerinde tutmayı tercih ettiğini sandığını da sözlerine ekledi.

Bu çıkışıyla Trump, aynı zamanda Kürt müttefiklerinin kendilerine pek güven duymadıklarını da ortaya koydu. Ancak Kürtlerin bu silahları ellerinde tutuyorlarsa gelecek günlerde kime karşı kullanabilecekleri sorusu da kritik başlıklardan olsa gerek. Özellikle geçmişte Suriye ve Irak'ta, ABD destekli "eğit-donat" programları, Kürt grupların ağır silahlandırılmalarıyla yaşanan süreçleri hatırlarsak...

NÜKLEER TEHDİT

Bölgedeki savaş dünyayı bir kez daha nükleer riskle yüz yüze bıraktı. ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'nda, 1945'te Japonya'ya attığı iki atom bombası yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştı. ABD'nin nükleer bomba savunması, "savaşı bitirmekti". Ama eldeki acı gerçek, radyasyon dehşetinin hâlâ süren ölümcül etkileri oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzen, Moskova-Washington güç dengesinde nükleer caydırıcılık ilkesi çerçevesinde de şekillendi. Geçmişten bugüne; Küba füze krizinde Rusya-ABD arasında yaşananlar, Pakistan-Hindistan hattındaki gerilimler zaman zaman dünyayı diken üstü hale getirdi. Neyse ki her seferinde nükleer savaş felaketinin eşiğinden dönüldü.

Günümüzde ise Trumpizmle birlikte hızlanan, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemin çöküşüne yönelik tartışmalar arasında nükleer tehdit yeniden artıyor. Nükleer ABD-İsrail'in, "Nükleer olan bir İran'a izin vermeyiz" diyerek yürüttükleri saldırılarda hedef alınan yerlerden biri de Buşehr Nükleer Enerji Santralı yakınları. Son saldırı, Trump'ın İran'a "Sizi taş devrine geri göndeririz" tehdidinin ardından geldi. Nükleer çalışmaların barışçıl olduğu iddiasındaki Tahran, BM ve Uluslararası Atom Enerji Ajansı'na gönderdiği mektupta, İsrail'in Buşehr'e saldırısının tüm bölgeyi radyoaktif kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını belirtti. Tahran, olası bir radyasyon kirliliğinin bölgeye yakın Kuveyt, Bahreyn ve Katar'ı da ciddi şekilde etkileyeceğine değindi. Ayrıca Buşehr'in yanı sıra son haftalarda Natanz nükleer tesisi çevresinin, uranyum işleme tesisinin de hedef alındığına dikkat çekti.