Seçmeni yok sayan siyaset

Mine Esen
Bugün
12

Küresel sistemin temelden sarsıldığı, belirsizliğin sürdüğü bir dönemde CHP, sadece ulusal çapta değil uluslararası düzeyde de demokrasi mücadelesi açısından dikkatle izleniyor. "Sadece parti içindeki çekişme" olarak tanımlanamayacağını sıklıkla vurguladığımız bu süreç, demokrasi ve otokrasi hattında da kritik bir dönemeç.

Butlan kararının ardından bir ayı aşkın süre geçerken Kılıçdaroğlu cephesinin kamuoyunun büyük kısmını iknadan uzak olduğu ortada. Tepkilerin daha net, gür çıktığı bir tablo var. Buna karşın butlan yönetimi olağanüstü kurultay çağrılarını görmezden gelmekte ısrarlı. Haliyle bu noktada kritik sorular akıllarda dolaşıyor: İktidar olma hedefi bulunan bir siyasi partinin lideri olmak istiyorsanız seçmen tepkisini, sandığa yansıyacak tutumu görmezden gelebilir misiniz Diyelim ki "Görmedim, duymadım", "Sorunu zamanla çözerim" inancındasınız; peki bu yaklaşımın güncel ülke siyasetiyle uyumlu olduğunu düşünüyor musunuz...

YOL AYRIMINA DOĞRU

Seçilmiş genel başkan Özel, tüm baskılara meydan okuyarak düzenlediği halk buluşmalarında güçlü bir enerjiyle, destek rüzgârıyla yürüyüşüne devam ediyor. Geçen hafta Diyarbakır ve Gaziantep'te kalabalıklar tarafından karşılanması, iktidar cephesinin de yakın takibinde olsa gerek. Olası Karadeniz rotasındaki halkla buluşmalarının nasıl bir etki yaratacağı da süreç açısından önemli.

Temmuz ayıyla birlikte Özel yönetiminin CHP ile "Tamam mı, devam mı" konusunda net bir yol haritası belirlemesi bekleniyor. Geçen hafta Sarp Sağkal imzalı kulis haberimizde; Özel cephesinin parti içinde mücadele vurgusu yaptığı, bununla birlikte konuşulan senaryolardan birinin de hem yeni bir parti kurulacağı hem de Yargıtay'a göre seçim yeterliliği olan bir partiyle anlaşılacağı, daha sonra her iki partinin birleşebileceği olduğu aktarıldı. Kuşkusuz bu senaryoda seçilecek partinin CHP'nin kurucu ilkeleriyle çelişmemesi seçmen açısından dikkatle izlenecektir.

NATO ABLUKASI

Bu arada iktidar cephesi, "Aman ne güzel, CHP sayesinde dikkatleri ekonomi başta olmak üzere ülkedeki kriz başlıklarından, NATO zirvesiyle paralel bölgemiz için ciddi riskler barındıran askeri-siyasi tartışmalardan kaçırıyoruz" rahatlığında. Ama "Gündem savıcılığı yapıyoruz da işi şansa bırakmayalım" demiş olmalılar ki NATO zirvesi öncesi aralarında akademisyen, çevreci, sendikacıların da bulunduğu dev gözaltılara girişildi. IŞİD gibi terör örgütlerine operasyonlar dışında konuyu sadece güvenlik önlemleri olarak açıklamak ise zor. Gözaltına alınan, tutuklananların büyük kısmının yaptıkları işler, yaşları, suç iddialarının neye dayandığına ilişkin soru işaretleriyle birlikte anayasal haklar konusunda kaygılar beraberinde geldi. Bu gözaltı dalgalarının arasına bir de çoğu muhalif basına olmak üzere NATO toplantısına dev akreditasyon vetosu ekleniverdi. İktidar-NATO ben yapmadım, o yaptı türünden topu birbirine atıverdi, işte ittifak budur dedirtti!...

NATO karşıtı protestoları bastırmaya çalışan iktidar, ağırlayacağı liderlere burada her şey güllük gülistan algısıyla çevreyi perdeleyip dış cepheyi boyama stratejisinde. Ama bunca zahmete zaten gerek yok ki! Herkesin her şeyden haberdar olduğu ama yeter ki çıkarlar işlesin hesaplarıyla örülü bir sistem sürüyor.

CHP'nin iç tartışmalara hapsedilme, istenen kıvamda muhalefet oluşturma mühendisliğine soyunma çabalarının nedenlerini kapsamlı şekilde değerlendirmek gerekiyor. CHP'nin ülkenin kurucu değerlerinin savunucusu olarak NATO zirvesiyle ele alınacak konulara ilişkin aktif siyaset üretmesi tarihi bir sorumluluk. Özellikle Rusya hedefiyle Karadeniz'de olası bir NATO yapılanması için Türkiye'yi plana dahil etme ve Akdeniz'deki egemenlik konularında Kıbrıs üzerinden baskıyı artırma çabaları düşünüldüğünde. Geçen hafta BM'nin Kıbrıs'ta Annan Planı'ndan sonra yeni bir süreç için düğmeye bastığı haberlerinin tam da bu gelişmeler sırasında gündeme yansıdığını hatırlamak lazım. Batı'dan, şu aralar iktidara "aslansın, kaplansın, güçlüsün, büyüksün" naraları yeniden yükselirken bu övücülüğün arka nedenlerini şeffafça tartışmak ulusal çıkarlar için hayati önemde. Ama tartışma, toplumsal birlik için muhalefet ve iktidar kavramının demokratik, laik, hukuk devleti çerçevesinde sağlam bir zeminde olması gerek.