Ankara'yı günler öncesinden "yasak kente" çeviren iki günlük NATO zirvesini geride bıraktık. Elde ne kaldı derseniz; ülke kasasından ödenen milyar dolarlık ABD F-35'leriyle Rus S-400 restleşmesinden çıkış yoluna aralanan kapı; şimdilik! Tabii bir de Trump'ın kimi zaman birbiriyle çelişen demeçleriyle adresi Şam ve Ankara hattında gezinen, kaygı verici bol keseden övgüleri, İran'a yeniden saldırı kararını Ankara'dan duyurması...
Ankara'nın ABD yaptırımından çıkmak için S-400 hava savunma sistemini satacağına yönelik haberler de zirvenin peşi sıra geldi, en fazla söz edilen adres ise Körfez'i gösterdi. Kremlin, S-400 satışı konusunu değerlendirmek için Ankara ile temasların sürdüğünü duyurdu. Katar'ın dışında satış yapılabilecek ülkelerden birinin geçmişte iktidar cephesinin Ortadoğu politikaları ve FETÖ iddiaları nedeniyle sert tepki gösterdiği BAE'nin olması dikkat çekici. BAE'nin aynı zamanda Trump'ın İsrail'le normalleşme planlarında yakın müttefiklerinden olduğunu hatırlamak gerek. Bazı İranlı kaynakların ABD saldırılarına BAE'nin destek verdiği iddiaları da var.
Kafalar karışık ama ülkemiz açısından net olan NATO'nun Rusya ile İran'ı hedefe koyan tutumu ve bunun Türkiye açısından yarattığı riskler. Transatlantik ilişkilerindeki gerilim hattında Türkiye, ABDAvrupa üzerinden her iki koldan da çekiştirilmek isteniyor. İktidar cephesi, askeri gücüyle ittifakın peşinde koştuğu ülke olma söyleminden memnun görünüyor ama bu durumun bölgesel, uluslararası dengeler çerçevesinde Türkiye'nin güvenliği, savunma ve diplomasi konsepti konusunda yaratacağı sonuçları çok iyi değerlendirmek gerekiyor.
KIBRIS'TA ARTAN GERİLİMNATO'da Rusya, İran vurguları öne çıkarken Akdeniz'deki gelişmeler hızlanıyor. Kıbrıs'a yönelik Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs hattında artan işbirliği, AB üzerinden KKTC ve Türkiye'ye yönelik baskı çabaları artıyor. İsrail'in Filistin, Lübnan'da işgalini genişlettiğini, Suriye'de askeri etkisini artırdığını, aynı zamanda Türkiye karşıtlığında el yükselttiğini de hatırlamak gerek. İktidarın "dostum Trump"a güvenerek yol alması ise bilinmezliklerle dolu. Sonuçta herkesin gözü kasım ayında ABD'de yapılacak ara seçimlerden çıkacak sonuçta.
Türkiye'nin savunma sanayisini geliştirmesi, teknolojik ilerlemelerle uyumlu şekilde araçlarını çeşitlendirmesi kuşkusuz önemli. Caydırıcı savunma gücü konusunun, barışı hedefleyen, tüm taraflar arasında görüşme masasını kurabilen diplomasi kabiliyetiyle birlikte ele alınması şart. Bu konu partiler üstü bir bakışla yürütülmeli. Ancak bol övgülerle süslenen "Ben istedim yaptılar" sözleriyle emperyalist çıkarların hedefi olmamanın yolu, ülkenin ekonomik kırılganlıktan uzak, toplumsal kutuplaşmaya geçit verilmeyen, demokrasi-hukuk çizgisinde, birlik beraberlikle örülü bir iklimle kuşatılmasından geçiyor.

12