Sandık anlamını yitirmemeli

Mine Esen
Bugün
13

Demokrasi açısından çok ciddi bir sınamayla karşı karşıyayız. En temel ilkelerden biri risk hattında: "Sandık ve sonuca saygı".

Seçme-seçilme hakkı ve millet iradesinin yansımasının olmazsa olmazı sandık ve sonuca saygı konusu büyük bir tartışmanın içine çekiliyor. "Suçlu sandık" diyemeyeceğimize göre yanlış yollara karşı partiler üstü net duruş şart. Ama "ama"lar bitmiyor; demokratik, laik, hukuk devleti ilkesindeki aşınmalar sürüyor.

Yerel seçimlerde muhalefetin kazandığı yerlerde iktidar cephesi namına bir tuhaf "transfer yolculuğu"nu hep birlikte izliyoruz. CHP'ye mutlak butlan kararı, partinin dağılması, YENİ Parti'ye baskının tam gaz sürmesi derken tartışmalı tutuklamalar, şafak operasyonları, "bagajı dolu" olanların iktidara boyun büken halleri, yandaş/rant ilişkileri, üye/başkanların seçildikleri partiden taban tabana zıttına geçivermelerinin sonu gelmiyor. Operasyonlar, "transferler" sıklaşıp tehlikeli bir sıradanlığa geçtikçe aldığı oy adresini tersine çevirenin, utanma çizgisini aştığı görülüyor.

Muhalefetin elindeki büyükşehir belediyelerine yönelik operasyonlarda son durak geçen hafta Mersin oldu. Kimi yorumda Vahap Seçer'in olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığının önünün kesilmesinin amaçlandığı iddia edildi. İstanbul'da Üsküdar Belediyesi'ne yönelik demokratik ilkelerle bağdaşmayan tavır tartışılırken yeni dalgalara Eyüpsultan ve Ataşehir de eklendi. Sürecin taşlarının İBB'ye doğru döşendiğine ilişkin iddialar artıyor.

İBB Meclisi'nde CHP'nin, "Cumhur" karşısındaki üye farkının 12'ye gerilediğine işaret ediliyor. Peki belediyeleri sandık dışı yollarla kendisine "döndüren" bir iktidarın bunu bir başarı öyküsü olarak açıklaması, toplumsal tepkiyi görmemesi mümkün mü Görüp yine de devam etmesi, demokratik ilkelere, seçmenin iradesine saygı ilkesi çerçevesinde açıklanabilir mi... "Kontrollü bir muhalefet" oluşturularak demokrasi kültürü inşa edilebilir mi

Türkiye'nin demokrasi yolculuğu hiçbir zaman kolay olmadı. Ama tüm zorluklara karşın sandık iradesine saygı noktasında güçlü duruş bir şekilde hep sergilendi. Bu iradeyi aşındıranlara karşı seçmenin sandıkta hesap soracağı akıldan çıkmamalı. Sürekli baskı iklimiyle birlikte seçmenin nasılsa irademe saygı gösterilmiyor düşüncesine kapılarak sandıktan soğumasına yol açılmamalı. Kuşkusuz katılımcı, çoğulcu demokrasilerde, tek başına sandığa gitmek yeterli değil. Yoksa "Kurdum sandığı, kazandım" diyen, demokrasinin kenarından geçmeyen onca ülke örneği var. Olması gereken iktidarı/muhalefeti anayasal temel hak ve özgürlükler çerçevesinde seçme/ seçilme, kampanya yapma olanağının ülkenin her bölgesinde ayrım gözetmeksinin sağlanması, güçler ayrılığı ilkesine uyulması; baskı, korku iklimine geçit verilmemesi; seçmenin katılımı ve sandık güvenliğinin oluşturulması.

Ülke gündeminin kriz başlıkları oldukça ağır. Emeklinin, emekçinin isyanı meydanlarda yankılanırken iktidarın önemli isimlerinin de adının karıştığı dev fon vurgununda gözler hesap verilebilirliğin herkes için eşit olup olmayacağında. Tıpkı, iktidar/yandaş yakınlığıyla suçtan aklanma arasındaki denklemin nasıl sonuç vereceğinde olduğu gibi.