Küresel mücadelenin sert virajlarından birindeyiz. Gelecek kaygısının yükseldiği, gelir adaletsizliğinin derinleştiği, savaş-çatışma alanlarının yeniden genişlediği bir sürecin sarsıntılarını yaşıyoruz. Teknolojik gelişmelerin yeni dünya sistemini nasıl şekillendireceği, karar mekanizmalarında insan ve yapay zekâ merkezli yapılar arasındaki denklemin nasıl kurulacağı da tartışmaların merkezinde. Demokrasi ile otokrasi arasındaki mücadeleyi de içeren bu küresel bunalımın ortasında ise ülkelerin güçlü bir gelecek için attıkları adımlar yaşamsal hale geliyor. Özetle, bugünün seçimleri yarının var oluşunu temelden belirleyecek türden. Eğitimden istihdama, sağlığa, çevre-doğaya, cinsiyet eşitliğine, şiddetle mücadeleye, savunma stratejilerine pek çok konuda izlenilecek politikalar, bunların teknolojiyle uyumu ayakta kalanlar ligini belirleyecek. Peki böylesine kritik başlıklar varken biz nelerle uğraşıyoruz Akıl, bilim, laiklik, etik, liyakat odaklı politikalarla temeli güçlendirmek yerine çıkar-rant merkezli, itaat ve yandaş kültürünün pompalandığı bir dönemi neden geleceğimizin teminatı gençlere yaşatıyoruz
MEB'in tarikatları okullara sokan politikalarıyla eleştiren, sorgulayan bir gelecek inşa etmek mümkün mü dersiniz Eğitimde, istihdamda fırsat eşitliği konusunda karnemiz nasıl Ya da MESEM gibi çocukları sermayeye ucuz işgücü olarak kullandıran, gerekli denetimlerin olmadığı işyerlerinde çalıştıran programlarla gençlere adalet, umut, güvenlik duygusunu verebilir miyiz Sonuçsuz kalan tartışmalar arasında çocukları, kadınları koruyamayan bir sistemin girdabına girmişçesine çırpınıp duruyoruz.
MESEM'den son acı haberlerden biri de Hatay'dandı. 10. sınıf öğrencisi çalıştırıldığı pastanede elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi. Olayın yaşandığı gün derseniz; 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı! Yaşananlar "MESEM'i bir durduralım, sistemin yanlışı-eğrisi nerede" diye yetkilileri düşündürmeye itmiş bile değil. Hesabı sadece pastane sahibine kesmek sorunun çözümü olmasa gerek!...
Güçlü gelecek inşası için evrensel insan haklarının gözetilmesi, sosyal devletin sorumluluklarını üstlenmesi önemli. Ama ülkemizdeki tabloda, iktidar muhalefetin, uzmanların uyarılarını görmezden gelerek ideolojik temelli yaklaşımları sürdürme eğiliminde.
GENLERİN DERDİNİ DUYAN YOKGerçeğimiz ortada: Toplumun geniş katmanlarına yayılacak şekilde yoksulluk kronikleşiyor, kadına çocuğa şiddet artıyor; adalete, hukuka güven azalıyor, cezasızlık algısı yaygınlaşıyor. İktidarın çözüm paketinde ise yine "Aile Yılı" programı var. "Aileyi, ahlaki değerleri güçlendirelim, genç nüfus eğrisini kaybetmemek adına doğurganlığı artıralım" mesajları programın merkezinde. MEB'in Diyanet'le yürüttüğü EDES programıyla birlikte aynı bakış açılarının bir örneği.

4