Kimin yönetim modeli!

Mine Esen
Bugün
13

İsrail'in, İdlib'deki üsse saldırısı Suriye üzerinden bölgesel gerilimin bir anda nasıl alevlenebileceğini hatırlattı. Netanyahu'nun ekim ayındaki seçimler öncesinde erimiş haldeki iç-dış kamuoyu desteğini artırma peşinde olduğu ortada. Bölgeye ölüm saçan Netanyahu yönetimi, dış tehdit algısıyla toplumu korkutup sağ/aşırı sağ oylarını yeniden toplamak istiyor. Türkiye'ye yönelik tehdit dilini de bu planları çerçevesinde okumak mümkün. Konu kuşkusuz sadece seçimle ilgili değil.

Bölgesel gelişmeler ABD'nin uzun süredir Ortadoğu'daki askeri yapılanmasını azaltmayı içeren, İsrail başta olmak üzere vekil güçlerle enerji/ticaret/ulaşım koridorlarında çıkarlarını koruyacak "düzen yaratma" arayışıyla da bağlantılı.

İsrail'in Türkiye'yi hedef göstererek düzenlediği İdlib saldırısının ardından ABD'nin "Kaygılıyız, aman iki ülke arasında çatışma olmasın" türünden mesajları dikkat çekici. Aynı zamanda İsrail-Suriye hava sahasında kuş uçsa bilecek kadar istihbarat kaynağı olan ABD'nin, İsrail jetlerinin İdlib'e kadar girmesinden önceden haberi olmaması da tartışmalı konulardan biri. Netanyahu'nun ekimdeki sandık süreci gibi, Trump yönetimi de kasımda ara seçimler için geri sayımda. İran'a başlattığı savaşta kitlenen, deniz ticaretinin önemli noktası Hürmüz'ü küresel krize çeviren Trump cephesi, kamuoyu desteğini artırmak için bir an önce Ortadoğu'da kazançlı çıktığını göstermek peşinde.

LAİK, ÜNİTER DEVLET

Emperyalist güçlerin bulunduğumuz coğrafyaya yönelik planlarını bu kadar ayrıntılı konuşurken şu kritik soru ise yanıt bekliyor: Peki Türkiye'nin yol haritası nedir... Gelişmeler ülkemiz açısından riskli sürece işaret ediyor. ABD, Ortadoğu çıkarları için yeni mühendislik arayışında olduğu bu dönemde, elçisi üzerinden görmek istediği bir Türkiye modelini dillendirmekten de çekinmiyor. Üniter yapıda, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkeleri izindeki Cumhuriyeti görmezden gelircesine Osmanlıcılık övgülü, ümmetçi, "İslam ülkesi, askeri güç, hayırsever monarşi"li bir tarife girişiyor.

İktidarın, Netanyahu'ya sert tepki gösterirken ABD'nin model biçmesine sessizliği ise dikkat çekici. Bu modeli benimseyen bir tutuma geçit vermenin, zaten iç ve dışta çoklu krizlerle karşı karşıya olan ülkemizin geleceği için yaratacağı tehdidi görmek şart. Tartışmalı yeni anayasa planları ve İmralı sürecinin nasıl bir Türkiye Cumhuriyeti modeli için ele alındığının partiler üstü bir tutumla değerlendirilmesi hayati önemde.

Muhalefete baskı sürerken "demokratik açılımı, barışı" PKK, İmralı'yla sınırlamak, Türkiye'yi Türk, Kürt, Arap gibi etnik, mezhepsel ayrımlı bir anayasaya sürüklemek, bölücü girişimlere yol verecek boşluklar yaratmak, iktidarda kalmak adına, emperyalistlerle, karşıdevrimcilerle yan yana yürümek tarihi ağır bir yanlışa ortak olmaktır. Pakistan ve S. Arabistan ile yapılan Mekke savunma anlaşmasına ilişkin soru işaretleri sürerken Cumhur ortağından İsrail'e tepki olarak yapılan açıklamada Türkiye'nin de içinde olacağı "İslam gücü" kurulsun çıkışlarının da yaratacağı etkiler gözardı edilmemelidir. Dini, etnik, mezhepsel vurgulu yönetim ve ordu tanımlamaları laik, üniter devlet sistemiyle uyuşmaz.