Hürmüz'den Montrö'ye!

ABD-İsrail'in başlattığı İran savaşında bir ay geride kaldı. Bölgenin yeniden eski denklemine dönmesini -ki onun da pek iç açıcı olmadığı ortada, beklemek şu anki tabloda gerçekçi değil. Washington'ın askeri yığınağı kademeli çoğalırken karadan saldırı olasılığı dün daha yüksek sesle konuşulur hale geldi. İsrail, Filistin'den sonra Lübnan'daki işgalini de genişletmiş halde. Ortadoğu'ya emperyalist saldırı dalgaları dinmezken sabah nasıl bir güne uyanılacağını Trump-Netanyahu dahil bilen yok gibi... Ancak iki saldırgan da kendi kamuoyundaki geniş savaş karşıtlığına karşı geri adım atmaktan kaçınıyor, belli ki insani boyutu, askeri-bütçesel ya da iktidarlarına mal olacak şekilde bedel neyse pek de umurlarında değil. Bir plan var ve bu, onların üzerinden ilerliyor. öken küresel sistemin yerine gelebilecek arayışta her zamanki gibi kullanışlılar devreye sokuluyor.

DÖRTLÜ GİRİŞİM...

İran savaşında diplomasi çabaları da bir yandan sürüyor. İlginç olan bu kez arabuluculuk rolünün liderliği Pakistan'da. İslamabad, dün Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır dışişleri bakanlarını ağırlarken kimi yorumlarda, Hürmüz'den geçişlerin sağlanması konusunda bu ülkelerin de yer aldığı bir konsorsiyumun kurulmasına yönelik Tahran ve Washington'a öneri yapılabileceği iddiaları da vardı.

Kimi kaynağa göre de ABD elçisi Barrack katıldığı bir panelde Suriye'nin Hürmüz Boğazı'ndaki enerji güvenliği krizine alternatif oluşturabilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Esad döneminde de konuşulan planlara atıfla, "Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz'i birbirine bağlayarak Türkiye ve Suriye'yi enerji dağıtım merkezi haline getirme hedeflerine" işaret etti.

Bu görüşler arasında haliyle akıllara ister istemez BOP/GOP'lu böl-parçalalı projelerde de konuşulan Türkiye'nin enerji koridoru jandarması yapılmasına yönelik iddialar geldi. Akdeniz'deki enerji mücadelesi, Kıbrıs'ta artan askeri hareketlilik, Gazze'ye uzanan İsrail-ABD hâkimiyetinin yanı sıra Karadeniz üzerinden Rusya-Ukrayna savaş hattında gerilimin böylesine yükseldiği bir dönemde Ankara'nın çatışma tuzağına çekilmemek için çok dikkatli adım atması gerekiyor. Boğazlar, Karadeniz konusunda Montrö Sözleşmesi'nin korunması, kilit öneminin vurgulanması da...

GIDA ALARMI

Savaşla birlikte enerji fiyatları uçuşta, bunun tarımdaki etkisi de önemli. Hürmüz'e kitlenen enerji piyasalarındaki dalgalanmayla gübrede de ciddi kriz kapıda. Dünya Gıda Örgütü FAO'dan uzmanlar Hürmüz kaynaklı aksamaların üç ayı geçmesi durumunda buğday, pirinç ve mısır gibi temel ürünlerde üretim düşüşü, ekim tercihlerinde değişim ve fiyat artışlarının beklenebileceği uyarısını yapıyor.

Küresel çaptaki alarmı, ülkemizin başlı başına yanlış tarım politikalarıyla da birleştirirsek gıda konusundaki durum son derece riskli. Geçen hafta TÜİK'in yayımladığı bir raporda tahıl konusunda 2025 yılındaki sorunlara dikkat çekiliyordu. Savaşın daha da uzaması halinde durum ağırlaşacak. Peki yıllardır kronikleşen tarım-gıda politikasındaki krize yönelik iktidar nasıl adımlar atıyor Örneğin uzmanların tüm uyarılarına karşın su havzaları, ekim alanları korunuyor mu, çiftçiye gerekli destek-teşvik veriliyor mu, betonlaşma-vahşi madencilik engelleniyor mu, bölge-iklim-altyapı odaklı planlı, teknolojik gelişmelerden de yararlanılarak bir üretim modeli yaygınlaştırılıyor mu, üreticiden tüketiciye noktasında aracılıkla ceplerini dolduranlara göz açtırılmıyor mu Kanal İstanbul ısrarı sürüyor mu... Tüm bu başlıklar düşünüldüğünde iktidarın bir an önce ulusal çapta bir tarım reformu için her kesimden uzmanla, muhalefetle bir araya gelmesi hayati önem taşıyor.