Pamuklara sarıldığın bir ilişkinin, yavaş yavaş köreldiğini fark etmemek tam da kadınlığa özgü gibi geliyor kulağa. İyiyim sanıyorsun, her şey yolunda diye düşünüyorsun. Bir gün rüyadan bir uyanıyorsun ki sırf hayatına biri girdi diye bütün iplerini, dizginlerini, hayatına girdiği için memnun olması, şükretmesi gereken kişinin eline vermişsin ve bunun hiç farkında olmamışsın. Öyle bir hakimiyet kurmuş ki üstünde yaşlanmamak için kullanacağın kremden, ödenmesi gereken faturalara kadar her şeye o adam karar verir olmuş. Pamuklara sarıldığın ilişki derken tam olarak bundan bahsediyorum. Tüm gücü eline verip sana bakmasına izin verdiğin kişinin bir anda yüzüne soğuk su çarpmasıyla uyandığın o uyku bazen gerçekten çok sarsıcı olabiliyor. Dişi kuş yuva kurduğunu sanarken yuvadan uçan erkek kuşun farkında bile olmuyor. Uçup gidip başka dallara konduğunu görmüyor bazen. Ya da görüyorsa bile sesini çıkaramıyor da bazen. Sonra yüzüne çarpan soğuk su bir şok etkisi yaratıyor. En nihayetinde uyanıyorsun o uyduğun uykudan. Ama gördüğün şeyin uyku değil, rüya değil, kabus olduğunu fark ediyorsun. Kendini dişi kuş sanarken sudan çıkmış balığa döndüğünü görüyorsun. Aslında var sandığın hiçbir şeyin olmadığını, yok saydıklarınınsa dönülemez bir gerçeklik olduğunu keşfediyorsun. Kadın olmak bazen o kadar zor ki hem yaptıklarınla hem de yapmadıklarınla yargılanıyorsun. Senden beklenen görevler var. Çok başarılı bir işe sahip, çok güzel bir kariyer inşa etmiş olabilirsin. Madalyaların, şampiyonlukların olabilir. Yaptığın şeyde çok ünlü bile olabilirsin. Eline kimsenin su dökemeyeceği işi ertesi gün ardında bırakmanı isteyebiliyor biri çıkıp, sırf hayatına girdi diye. Sırf artık o var diye. Ve sırf ipleri elinde tutmandan hoşlanmayan biri hayatına girdi diye.
ÇOK DA UZAKTA DEĞİL
Mira aslında tam da bu dertlerin dile gelmiş hali. Diziyi izlerken başta birkaç bölümde sıkılıyorsunuz. Bu kadar da saçmalık olmaz diyorsunuz. Mira bu kadar saçmalayamaz, bu kadar saf olamaz diyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz ki o yargıladığınız kadın çok da uzağınızda değil, illaki var etrafınızda ona benzeyen birileri. Kadınlığın şânı biraz da bildiklerini bilmezlikten gelmek sanırım. Gerçekleştiğini bildiğin şeyleri görmezden gelmek, buna bazıları yuvayı kurtarmak bazıları da kolaya kaçmak diyebilir. Ben ne yazık ki kadınlığın şanından diyorum. Mira'yı izlerken tek nefeste izlediğimi söyleyemem. İnanılmaz etkileyici ya da akılda başka sekmeler açan bir dizi olduğunu da söyleyemem. Söyleyebileceğim şey şu ki, hayatın içinden.
KAZANMAK İÇİN BAZI KAYIPLAR VERMEK GEREK
Ne yazık ki bazı kırılımlar evlilikle değil, aile içinde başlıyor. Kabul görme isteği, kendini var etme hareketi tam da o yaşadığımız dört duvar arasında gerçekleşiyor. Büyürken takdir görmeyen insanlar ya da 'sen çocuksun, sus' cümlesini duyarak büyüyen çocuklar birer yetişkine dönüştüğünde de yine konuşmaktan korkar hale geliyor. Fikir belirtebilmek, hayır diyebilmek aslında çok da zor bir şey değil gibi gelse de bu dürtü sonradan kazanılabilen bir şey. Bunu kazanmak için bazı kayıplar vermek gerekiyor. Çocukken eve getirdiğimiz o karnelerin yanında verilen takdir-teşekkür belgesiyle kendimizi var etmeye başlamış birer birey olarak büyüdüğümüzde de takdir edilebilmek için iyi işler başarmak gerektiğini, saygı görmek için yapılmamış olanı yapmak gerektiğini düşünmeye başlıyoruz. Aslında sadece var olduğumuz için saygı görmemiz gerektiğine değil de başarılı olduğumuz için takdir edileceğimize inanıyoruz.

26