Türkiye kamuoyu aslında çok şeyi değiştirmeye muktedir. Ancak bu gücünün farkında değil ve sahip olduğu gücü ideolojik saplantılar ile siyasi polemiklere feda ediyor. Dört bir yanı kriz ve tehditlerle dolu bir coğrafyada sahip olduğumuz bu sivil kudret çok önemli bir fark yaratıyor.
Türkiye'de kamuoyu iradesi aktivizm ile karıştırılıyor. Kamuoyu iradesi sergilenmesi sisteme, rejime, hükümete karşı vs. direnmek, sokaklara çıkmak şiddete evrilmeye elverişli eylem olarak algılanıyor. Oysa aslolan irade beyanıdır. Sosyal medya, sivil toplum örgütleri, mahkemeler, seçim sandıkları gibi irade beyanı için sayısız araç ve imkan var. Hakkıyla yapıldığında kalben buğz etmek bile sonuç getirebilecek bir tavırdır. Şiddet (sadece eylem değil söylem bazında da) her şekilde toplumun enerjisin tüketiyor, sosyolojik gelişimini akamete uğratıyor ve nefret tohumları ekiyor.
Türkiye'nin önündeki en önemli meydan okumalardan biri şiddetin çözüm aracı olarak kullanıldığı bir coğrafyada bulunması. Böyle bir eko sistem elbette Türkiye'yi de ister istemez etkiliyor. Farkında olsak da olmasak da çevremizdeki şiddet ve nefret bize de bulaşıyor ve maruz kaldığımız siyasi kasvet, düşüncelerimizi zapt ediyor. Bu kasvetten keyif duyan, istifade eden medet uman insanlar var. Büyük bir çoğunluk, genellikle inandıkları kanaat önderleri ve yıllar içinde sorgulamadan oluşan ideolojik takıntıları nedeniyle kasvet ortamının gönüllü taşıyıcısı haline geliyor.
Komşularımızda cereyan eden savaşlar hükümet karşıtlığı adına aklı dışı komplo teorileri, deli saçması iltisak senaryoları ile toplumsal hafızayı taciz ediyor. Diziler ve sosyal medya paylaşımları aracılığı ile kendisini yetkin zanneden milyonlar, çevremizde oluşan şiddet sarmalının yol açtığı kasvete gönüllü olarak dahil oluyor.
Konu hakkında bilgilendirme ve analizlerin uzmanlar tarafından yapıldığı ve bu görüşlere iç politik anlamlar yüklenmediği bir kamuoyu oluşturmak, kriz bölgelerinde yaşanan acıların dinmesine sunabileceğimiz büyük bir katkı olurdu. Hele İran savaşı üzerinden binlerce yıldır çözülemeyen teolojik polemikleri tekrar tedavüle sokmanın hiçbir anlamı yok.

5