Türkiye'de Latin Amerika'ya dair kanaatler on yıllar içinde sol ya da aşırı sol çevreler aracılığıyla oluştu. Efsaneleştirilen Che Guevara, Castro, Sandinist vs. gibi anlatılar bir ilham kaynağı olarak Türkiye'ye ve Türkçeye aktarıldı. Türkiye'de Amerikan emperyalizmi, sermaye, diktatörlük vs. gibi kavramları da önemli oranda söz konusu Latin Amerika anlatıları şekillendirdi.
Aşırı sol örgütler bu anlatıyı entelektüel amaçlarla değil Türkiye'deki örgütlere ilham olması amacıyla, seçerek yaptı. Sol çevrelerde bugün hala 1970-1990 arası dönemlerde olduğu gibi Che Guevara, Castro, Santinista, Latin Amerika gerillaları vs. nostaljisi hakim bir imge.
Latin Amerika sosyalist hareketinin bir fiyasko olduğunu Türk solcuları hala kendisine itiraf edemez. Bugün kamuoyunda solcu, sosyalist, devrimci vs. olarak bilinen hiç kimse örneğin Küba'nın diktatörlükle yönetilen, ekonomik ve sosyal olarak sefalet içinde yaşayan bir ülke olduğunu dile getiremez. Türk solunda hakim mahalle baskısı bu türden bir özeleştiriyi imkansız kılar.
***
Türkiye kamuoyu Latin Amerika'da çok etkin olan Katolik inancı, bölgesel ve etnik dinamikler, liberal eğilimler, sağ siyasi akımlar gibi çok katmanlı ve karmaşık yapıdan bihaber.
Kendisine ilham kaynağı arayan yorgun devrimcilerin haricinde, Latin Amerika olgusunun Türkiye kamuoyunun ilgisini çekmemesi en azından coğrafi olarak anlaşılır bir şey. Hele içinde bulunduğu coğrafyayı bile ideolojik önceliklerle anlamaya çalışan kamuoyundan Latin Amerika hakkında sağlıklı bir sonuç çıkarmasını beklemek haksızlık olur.
****
Devrim nostaljileri ile bezeli Latin Amerika anlatısı, Türkiye'nin Venezuela ile 2016 yılında iyi ilişkiler geliştirmesi ile yavaş yavaş hasar almaya başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sosyalist Nicolas Maduro'nun siyasi yakınlaşması, Türkiye solcularının da Latin Amerika sosyalizmine olan inancını zedeledi.
Latin Amerika'nın devrimci liderleri Türkiye'de neredeyse hatadan münezzeh kutsal şahsiyetler olarak görülürken, Maduro bir nefret objesi haline dönüştü. Yani bu zamana kadar durum böyleydi.
***
Ancak Madoru'nun ABD tarafından dramatik bir şekilde kaçırılmasıyla rüzgar tekrar tersine döndü ve ABD emperyalizmine karşı mücadele eden devrimci Latin Amerikalı anlatısı tekrar geri geldi. 1970'lı yıllardan beri alışık olduğumuz devrim, gerilla, sermaye, emperyalizm v.s kavramlar Madoru'nun kaçırılması ile birlikte yeniden anılmaya başlandı. Bu anlatıyı bu kez solcu olmayan muhalif çevreler de sahiplendi.
Dünyadaki herhangi bir gelişmeyi ancak Erdoğan'a faydası ve zararı üzerinden okumaya alışan muhalif kamuoyu da Maduro olayını ''yerli ve milli'' bir mesele haline getirerek, bağlamından iyice kopardı.

12