Hız ihlallerinde kademeli ceza sistemi (30.000 TL'ye kadar)...
Kırmızı ışık ihlallerinde tekrara bağlı cezalar...
Emniyet kemeri takmama (2.500 TL)... Uygunsuz araç kullanımı gibi suçlara ağır para ve ehliyete el koyma (30-90 gün) vs.
Trafik cezalarındaki yüzde 25 oranındaki artış, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren uygulanmaya başlandı.
Bazıları cezaların yüksek olduğunu söylüyor ama Avrupa'daki birçok ülkeye göre düşük!
Ceza yiyenler öfkeli olsa da yüksek cezaların, trafik ihlallerini azaltmaya başladığı gözlemleniyor.
Artık eskisi gibi emniyet şeridi işgal edilmiyor, hız limitlerine uyuluyor!
Abartılı egzoz, yüksek sesle müzik, drift, emniyet şeridi ihlali, kuralsız motosiklet kullanımı vs. denetimler ve cezalar artıkça, yavaş yavaş hayatımızdan çıkacak gibi gözüküyor.
Hükümetin son dönemde yaptığı en başarılı işlerden biri trafik cezalarını ve denetimlerini artırmak oldu!
Ne yazık ki, bazılarının sadece ceza yiyince aklı başına geliyor!
***
EBEDİ DÜŞMAN/DOST YOKTUR, SADECE ÇIKARLAR VARDIR
Türk halkı, her zaman ezilenlerin yanındadır.
Hükümetimiz de bölgesinde istikrar olması için her zaman arabuluculuk görevini üstlenerek barışın savunucusu olmuştur.
ABD-İsrail-İran savaşında da hem halkımız hem de hükümet aynı barışçı tavrı sergiliyor.
İnsanlık adına doğru olan yapılıyor.
Madalyonun bir de diğer yüzü var!
İran'ın nükleer füzelere sahip olması Türkiye'nin zararına bir gelişme!
Osmanlı İmparatorluğu Anadolu'da kurulup yükselirken bugünkü İran topraklarında Safeviler tarafından resmi dini Şii İslam olan Pers İmparatorluğu kuruldu.
İki imparatorluk bölgedeki gücünü artırmaya çalışırken birbiriyle birçok kez savaştı.
Birinci Dünya Savaşı sonrası İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ülkelerini tehditlere karşı korumak için paralel bir çizgi izledi.
Bu paralel çizgi, 1979 İran İslam Devrimi sonrası değişti.
İki ülke 'ne dost, ne düşman' pozisyonuna geçti ama dış politikaları zıt kutup oluşturdu.
Türkiye bölgesinde istikrar istedi. Ama İran, ekonomisi güçlü olmadığı için hep istikrarsızlıktan ve çatışmalardan beslendi.
İran'ın Türkiye ne kadar sorun yaşarsa, ne kadar güçsüz olursa o kadar iyidir politikası en çok PKK'ya verdikleri destekte ortaya çıktı.
İran, Irak'ın kuzeyindeki operasyonlarla zor duruma düşen PKK'ya Türkiye'nin doğu sınırı boyunca güvenli alanlar oluşturma olanağı tanıdı.
1987-90 arasında PKK, Van'dan Hakkari'ye kadar olan Türk sınırına yakın noktalarda kamplar elde etti.
İran, bölgesel rakibi gördüğü Türkiye'nin yıpranması için PKK'ya istihbarat desteği bile sağladı.
Öte yandan İran'ın PKK'ya desteği zamanla 'besle kargayı oysun gözünü' sözünü haklı çıkardı!
Irak'ın ABD tarafından işgaliyle ve Kürt grupların desteklenmesiyle, PJAK'ın İran'da silahlı eylemlere başlaması üzerine İran, PKK'yı da terör örgütü ilan etmek zorunda kaldı.
Bu da Ankara-Tahran arasında ilişkilerin yakınlaşmasını sağladı.
İran'ın şu an en büyük korkusu Kürt grupların ABD ve İsrail desteğiyle kara harekatına başlaması!
Tüm bu tarihsel sürece bakınca İran'ın nükleer füzelerinin olması, Türkiye'nin zararına bir gelişmedir.
İran'ın geliştirdiği füzelerin, İsrail'in gelişmiş hava savunma sistemini bile delip geçmesi Türkiye için de bir tehdit unsurudur!
Elbette biz bireyler her zaman ezilenin yanında olacağız ama devletin ülke güvenliği açısından çıkarları olmak zorunda.
19. yüzyıl İngiliz Başbakanı Lord Palmerston'un dediği gibi "Devletlerin ebedi dostları veya düşmanları yoktur, sadece çıkarları vardır!"
***
FUTBOLDA MOLA DÖNEMİ

10