Erdal İnönü anısına

31 Ekim 2007'de kaybettiğimiz Sayın Prf.Dr.Erdal İNÖNÜ'yü vefatının 19. yıl dönümünde, yakın dostu SELÇUK MARUFLU anlatıyor:

Erdal Bey, Fizik Profesörü bir bilim adamıydı. Siyaseti hiç sevmediği asla girmek istemediği halde bazı zorunluluklar nedeniyle girmiş, Genel Başkan, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı olarak önemli hizmetler yapmıştır. Biz, Erdal Bey ile aynı meclis çatısı altında görev yaptık. Ayrı partilerde olmamıza rağmen Türkiye'nin ulvi menfaatleri konusunda ayni görüşlerdeydik. Erdal Bey ile asıl yakın dostluğumuz Avrupa Konseyinde başlamıştır. 8 kişilik Değerli TÜRK Parlamenterler Delegasyonu'nda hep beraberdik.

Konseyde konuşmalarımızda, uyum sağlar, birlikte hazırlanırdık. Erdal Bey, Fransızca, İngilizce ve Almanca lisanlarına hakimdi. Konsey salonu, Erdal Bey'in adı anons edilince dolardı. Erdal Bey zeki, nüktedan, esprili, karakterli, doğrucu bir politikacı ve ilim adamıydı. Zeka dolu şaka ve esprileri ile kırar geçirirdi. Erdal Bey ile ilgili anektodları ayrı bir makalemde yazmıştım. Ancak burada birkaç anektodu belirteceğim. Erdal Bey, Milletvekili, Parti Başkanı, Bakan olarak, Resmi Makam aracı kullanmazdı. Kendi arabasını kullanır, normal otoparka koyar, VIP'ten değil normal vatandaşlarla birlikte, sıraya girer öyle seyahat ederdi. Gene, bir gün Ankara'ya gitmek üzere Atatürk Hava Limanına gelir. Otoparkta aracını park edecek yer ararken, bir gazeteci onu tanır, haber, bilgi almak için etrafında dolaşır. Erdal bey ''söyleyeceğim bir şey yok''' der uçağa geçer.

Aynı akşam, Ankara'dan döner. Gece karanlığında otoparkta arabasını nereye koyduğunu bulamaz. O sırada sabah ki, gazeteciyi görür, çağırır, gazeteci haber alacağı ümidiyle yaklaşır. Erdal Bey ,"Yahu ben arabamı bulamıyorum, sen, sabah benim yanımdaydın, bana yardımcı ol'' der, beraber arabayı bulurlar. Bir gün Erdal Bey, bir toplantı için, Van'a gider. Vali karşılar, "Efendim, sizi toplantıya götüreceğim. Size orada bir plaket vereceğim ''der. Erdal Bey, "yahu, ben size ne yaptım da bana plaket veriyorsunuz" der ve plaketi almaz. Bir gün evde uyurken, eşi Sevinç Hanım " Erdal kalk, salonda bir tıkırtı var, fare olmasın" der. Erdal Bey, "Sevinç, ben kedi miyim, bırak uyuyayım" der. Bir gün Başbakan Yardımcısı Erdal Bey, Meclis'e gelir. Genel Kurul salonunda, Bakanlar Kurulu'nun oturduğu yerin boş olduğunu görür ve oturur. Meclisi yöneten Başkan birden "Hükümet burada, şimdi soru önergelerinin cevaplandırılmasına geçiyoruz'' der.

Milletvekilleri arka arkaya sorular sorarlar. Erdal Bey elini kaldırır ''Sayın Başkan, ben bu soruların cevaplarını bilmiyorum, ilgili Bakanlar yok, öyleyse ben eve gidiyorum" der ve çıkar. Parti mitinglerinde, partililer aniden, Erdal Bey'in bacakları arasına girip, onu omuzlarına alırlar. Bu durum Erdal Bey'in alışık olmadığı, sevmediği bir durumdur. Bunu önlemek için kollarını bacaklarını iki yana açar yere yatardı ! Yine bir mitingde, İl Başkanı "Efendim iyi, hoş da ama hiç sert konuşup, masaya yumruğunuzu vurmuyorsunuz'' der. Erdal Bey konuşmasını yapar, sonunda, İl Başkanı'na, "Ben söyleyeceğimi söyledim şimdi sen, şu kürsüye bir yumruk at" der. Bir seyahatinde bir adam, parti otobüsünün önüne çıkar ve "Erdal Paşa, ben senin için ölürüm" der, Erdal Bey "Aman ölme, bir oy bir oy dur'' der.