Türkistan'da 'Türkiye Türkçesi'rüzgârı...

Uluslararası İslam Medeniyeti Forumu münasebetiyle yaklaşık bir haftadır Özbekistan'dayız. Forumun Taşkent, Tirmiz ayağından sonra son durağımız Semerkant oldu.

Semerkant'ta yeniden ihya ve teşrif edilen İmam Buhari Külliyesi'nde hem İmam Maturidi hem de İmam Buhari Sempozyumları gerçekleştirildi. İmam Maturidi hazretlerinin türbesi yeniden bir "Külliye" olarak düzenlediği ve inşaatı henüz bitmediği için ilgili program İmam Buhari Külliyesi'nde yapıldı.

İmam Maturidi romanının yazarı kıymetli eşim Mürsel Gündoğdu'nun da bir bildiri sunduğu sempozyumda Prof. Dr. Sönmez Kutlu, Prof. Dr. Hülya Alper, Prof. Dr. Raşit Akpınar da önemli açıklamalarda bulundular. Hemen belirtelim, Mürsel Gündoğdu'nun yazdığı İmam Maturidi romanı Özbekistan Uluslararası İmam Maturidi Enstitüsü tarafından Özbekçeye çevrildi ve neşredildi. Bu aralar ikinci baskısı yapılıyor...

Programdaki gençlerin Mürsel Gündoğdu'ya gösterdiği ilgi sıra dışıydı. Özbekistan'da Türk romancıları çok büyük teveccüh görüyormuş meğer. Ve hemen belirtelim ki Türkiye Türkçesi konuşan gençlerin sayısında muazzam bir artış var. Özellikle Türkçe konuşan gençlere sordum. Verilen cevaplar manidardı. En başta Türk dizileri ve Türk müziği geliyordu. Hatta bizlere tahsis edilen bir araçta Şoför Beyin dertli dertli Seyfi Doğanay, Müslüm Gürses dinlemesi bizleri hem gülümsetti hem çok şaşırttı...

Kültür sanat mecrası sessizce devrimini yapmış ve yapıyor görünüyor. Artık herkes kabul etsin. Geniş halk kitleleriyle yapılmayan etkinlikler o küçük salonlarda unutulmaya mahkûmdur! Oysa Türk dizileri bütün coğrafyalarda bir yumuşak güç unsuru olarak en büyük etkiyi oluşturuyor. Keşke bu dizilerin içeriği daha kaliteli, daha millî unsurlarla dolu olsaydı diye hayıflanıyorum...

Bugün Özbekistan sokaklarında, Taşkent'in, Semerkant'ın veya Buhara'nın genç nesillerinde gözlemlenen Türkiye Türkçesi hayranlığı, bize şunu söylüyor: Yumuşak güç unsurlarına daha fazla yer veriniz!

Gençlerin "Türkçeyi nereden öğrendiniz" sorusuna tek bir ağızdan "Türk dizilerinden" cevabını vermesi, klasik diplomasinin sınırlarını aşan yeni bir entegrasyon modelini gözler önüne seriyor. Kültür ve sanat, Türk dünyasının birleşmesinde ve geleceğe ortak bir vizyonla yürümesinde en etkili yumuşak güç unsuru olarak öne çıkıyor.

Belki de dil bariyerini dizi sektörüyle aşma yollarını yeniden gözden geçirmeliyiz. Diplomatik ilişkiler anlaşmalarla, ekonomik ortaklıklar ise rakamlarla şekillenir fakat toplumsal entegrasyon ancak ortak hisler, benzer tepkiler ve paylaşılan kültürel kodlar ile hayat bulur. Türk dizileri, sineması, müziği ve edebiyatı, Türk toplulukları arasında asırlardır biriken yapay sınırları ve coğrafi mesafeleri bir çırpıda anlamsız kılıyor!

Popüler bir Türk şarkısının melodisi Bakü'den Astana'ya kadar aynı duygu iklimini oluşturuyor. Bu durum, sadece bir tüketim alışkanlığı veya popüler kültür akımı değil, bilinçaltında saklı duran ortak hafızanın estetik bir dille yeniden uyanışı aslında. Sanatın iyileştirici, birleştirici ve sınır tanımaz doğası, bürokratik engellerin çok daha hızlı aşılmasını sağlayarak Türk topluluklarını doğrudan birbirine bağlayan en etkili yol!