Küresel jeopolitiğin sancılı bir dönüşümden geçtiği, radikalizmin ve İslamofobi'nin uluslararası istikrarı tehdit ettiği mevcut konjonktürde, kadim medeniyet havzalarından yükselen yapıcı sesler insanlık için stratejik birer pusula niteliği taşıyor.
Bu doğrultuda, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te, tarihî ihtişamıyla göz dolduran Uluslararası İslam Medeniyetleri Merkezi'nde düzenlenen 1. Uluslararası İslam Medeniyeti Forumu, bölgesel bir kültür etkinliği olmanın ötesine geçerek küresel diplomasiye yön veren vizyoner bir entelektüel köprü hâline geldi. 50'den fazla ülkeden 450'yi aşkın diplomat, akademisyen ve dinî lideri buluşturan bu görkemli zirve, Doğu ile Batı arasında yapıcı bir diyalog zeminini yeniden inşa eden bir foruma dönüştü.
Zirvenin açılışı, modern uluslararası ilişkilerde yumuşak gücün ve kültürel diplomasinin en seçkin örneklerinden birine sahne oldu. Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in kurultay delegelerine hitaben kaleme aldığı ve açılışta okunan tarihî mesajı, forumun kavramsal çerçevesini çizen en net diplomatik metin olma niteliğini taşıyordu. Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, "Yeni Özbekistan" vizyonu kapsamında ilan ettiği "Üçüncü Rönesans" idealini vurgularken, uluslararası sistemdeki buhranlara karşı "Cehalete Karşı Maarif" ilkesini tek çıkar yol olarak işaret ederek, Taşkent, Semerkant ve Tirmiz şehirlerine yayılan beş günlük oturumların temel felsefesini de vurguluyordu.
Zirvede icra edilen oturumlarda, nadir el yazmalarının dijitalleştirilmesi, uluslararası İslam kütüphaneleri ittifakının kurulması ve akademik iş birlikleri gibi 70'ten fazla somut proje masaya yatırıldı. Bu diplomatik çabalar, İslam medeniyetinin tarih boyunca üstlendiği barış, hoşgörü ve rasyonel akıl vizyonunu günümüz dünyasının sosyo-politik krizlerine bir reçete olarak sunma çabasıydı aslında.
Forumun en etkileyici ve jeopolitik derinliği en yüksek anlarından biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın mesajını iletmek üzere kürsüye çıkan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu'nun konuşması oldu. Kürşad Zorlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kutuplaşmaların ve ayrışmaların derinleştiği dünyamızda "İslam'ın hakiki yüzünü anlatmanın tarihî bir sorumluluk olduğu" yönündeki mesajını Genel Kurul'a duyurdu.
Kürşad Zorlu, salondaki katılımcıların "Diplomatik bir deha örneği" dedikleri konuşmasının devamını Özbekçe gerçekleştirince salonda büyük bir ihtiram ve heyecan dalgası oluşturdu. Zorlu'nun, "İmam-ı Maturidi'nin aklıyla güçlenecek, İmam-ı Buhari'nin ilmiyle aydınlanacak, Nakşibendi hazretlerinin gönül anlayışıyla birbirimize daha da kenetleneceğiz" ifadeleri, Türk-İslam dünyasının gelecekteki entegrasyon modelinin şifrelerini barındırıyordu. Bu hitap, Türk Devletleri Teşkilatı ekseninde yürütülen çok boyutlu dış politika ve kardeşlik hukukunun ne denli sağlam temellere oturduğunu bir kez daha kanıtladı.
(Burada bunca güzelliğin içinde biz Türk katılımcıları üzen tek bir sıkıntı vardı. Ne yazık ki Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı'nı temsilen tek bir kişi dahi katılım göstermemişti!

21