KKTC Akdeniz'deki kalemizdir ama...

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başkenti Lefkoşa'dayız...

TDT Liderler Zirvesi öncesi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yürütülen ve Türk dünyasını tek bir vizyon etrafında kenetlemeyi amaçlayan uluslararası panel serisinin son ayağı olan ve bizlerin de panelist olarak katıldığı "Türk Dünyası Diyalogları: Ortak Gelecek, Ortak Vizyon" paneli KKTC'de gerçekleştirildi.

Astana, Bakü, Taşkent ve Bişkek'in ardından bu serinin son durağının Lefkoşa olması, sadece sembolik bir tercih değildir hiç kuşkusuz. Bu küresel jeopolitikte stratejik bir kararlılığın doğrudan ilanı mahiyetini taşımaktadır.

Cumhuriyet Meclisi binasında gerçekleşen panele KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, bakanlar, milletvekilleri, sivil toplum üyeleri ve medya mensupları katıldı.

Türk dünyasının geleceği, savunma sanayisinden enerjiye, dijital ekonomiden medya ve dezenformasyonla mücadeleye, kültür ve sanata, gençlik buluşmalarına kadar pek çok konu masaya yatırıldı.

Açılış konuşmasını Lefkoşa Büyükelçimiz Ali Murat Başçeri gerçekleştirdi. Sayın Büyükelçi'nin KKTC konusunda derin tecrübesini her fırsatta gördük ve gerçekten de Hariciyemiz adına onur duyduk. Video mesajla katılımcılara seslenen İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran Hoca'mızın vurguları, panelin ana eksenini oluşturdu.

Panelde, İsmail Gaspıralı'nın asırlık "dilde, fikirde, işte birlik" şiarının, bugün kültürel bir temenni olmaktan çıkıp, savunma, enerji ve teknoloji gibi somut alanlarda "bağlantısallık ve iş birliği" mekanizmalarına dönüşmek zorunda olduğu gerçeği özellikle vurgulandı.

KKTC bütün Türk dünyası için bir egemenlik üssüdür. Türk devletlerinin bunu görmesi elzemdir. Akdeniz, Türk milletinin ezelden beri hürriyet ve varlık gölü olmuştur. Dolayısıyla Akdeniz'de söz sahibi olmanın adresi KKTC topraklarıdır. Bunun Türkistan coğrafyasına yeni baştan anlatılması, bu haklı davanın sahiplenilmesi sağlanmalıdır.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun ısrarla altını çizdiği durum şudur: Kıbrıs Türk halkı, onlarca yıldır haksız izolasyonlara ve dezenformasyon temelli ambargolara göğüs geriyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin sonuç vermeyen, âdeta bir oyalama taktiğine dönüşen "federasyon" temelli çözüm modellerini dayatmaya devam etmesi, adanın mevcut sosyo-politik gerçekleriyle taban tabana zıttır.

Lefkoşa'dan her fırsatta dünyaya verilen mesaj oldukça nettir: Kıbrıs'ta barış ve kalıcı bir çözüm, ancak ve ancak iki ayrı devletin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle mümkündür.

İşte tam bu noktada Türk Devletleri Teşkilatının varlığı ve KKTC'ye olan desteği, küresel denklemde ezber bozan bir unsur hâline dönüşüyor. Kabul edilen Budapeşte Deklarasyonu ile teyit edilen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk dünyasının "ayrılmaz ve organik bir parçasıdır". KKTC'nin TDT çatısı altında gözlemci üye olarak daha görünür olması, eğitimden turizme, ticaretten savunma iş birliklerine kadar entegre edilmesi, adadaki Türk varlığının küresel meşruiyetini perçinlemektedir.