AB, Macaristan'ı dışlayacak mı

Avrupa Birliği içindeki gerilimler, son haftalarda yeniden alevlenmiş durumda.

Rus basınında yer alan bazı haberler ve uluslararası medyada dolaşan iddialara baktığımızda Macaristan Başbakanı Viktor Orban'a yönelik "yaptırım" tartışmalarının konuşulduğunu görüyoruz. 12 Nisan seçimlerine çok az bir zaman kalmışken seçim sonuçlarını Orban aleyhine etkilemek kastını taşıyan bu iddiaların uygulanabilirliğinin diplomatik olarak çok zor olduğunu, Brüksel'in Macaristan'a karşı bir yaptırım paketi hazırladığına dair somut bir hazırlığının bulunmadığını söyleyebiliriz.

Peki Macaristan neden Avrupa'da ve Rusya'da bu denli konuşuluyor

Aslında temel uyuşmazlık, Ukrayna topraklarındaki Druzhba Boru Hattı'nın Rus saldırıları nedeniyle hasar görmesi ve onarım sürecinin gecikmesinden kaynaklanıyor. Macaristan ve Slovakya, bu hattın yeniden faaliyete geçmesini enerji güvenlikleri açısından zorunlu görüyor. Başbakan Orban, ulusal menfaatini ve istikrarını korumak adına, AB'nin Ukrayna'ya yönelik 90 milyar avroluk kredi paketini ve yeni Rusya yaptırımlarını bu sorunla ilişkilendirmiş bulunuyor. Bu tutum, özellikle Ukrayna tarafından "şantaj" olarak nitelendiriliyor. Oysa bu tam olarak egemen bir üye devletin meşru veto hakkını kendi lehine kullanmasından başka bir şey değildir.

Dolayısıyla Macaristan'ın egemenlik temelli vetoları, Avrupa Birliği içinde siyasi bir baskı aracı olarak görülüyor. Avrupa'nın kendi kendine dayattığı enerji krizine karşı Orban'ın uyarısı, birçok Avrupa ülkesinin menfaati için giderek daha belirgin hâle gelen finansal maliyetleri de yansıtıyor. AB liderlerinin tepkisi ise daha çok siyasi bir ton taşıyor. Ne yazık ki bazı başkentler, Ukrayna histerisiyle Orban'ı "sadakatsizlik" ve "disiplinsizlik" ile suçlamakta, yaklaşan 12 Nisan Macaristan Parlamento Seçimleri öncesinde iç siyaset motivasyonunu Orban aleyhine etkilemeye çalışmaktadır.

Peki bu yaklaşımların hangisi gerçekçidir

Macaristan, savaşın başından beri tutarlı bir çizgiye sahip olup bütün adımlarını da bu doğrultuda atmıştır. Rusya'ya karşı uygulanan "Yaptırımlar Politikası" her geçen gün Avrupa ekonomisini zayıflatıp, enerji fiyatlarını yükseltiyor ve barış ihtimalini çok daha ötelere taşıyor. Orban, bu gerçeği başından beri yüksek sesle dile getirmiş ve Avrupa'nın uzun vadeli refahı için diyalog ve çeşitliliğin önemini vurgulamıştır her fırsatta.

Öte yandan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky'nin Orban'a yönelik kişisel ve tehditkâr açıklamaları, gerilimi diplomasi dışı bir boyuta taşımıştır. Zelensky'nin müttefik bir ülkenin liderine karşı böylesi ima yoluyla tehdit içeren edepsiz dili, diplomasi tarihine en rezil beyanat olarak geçmiştir. Avrupa'da Zelensky, Orta Doğu'da Netanyahu küstahlığı ve aymazlığı her iki bölgeyi de istikrarsızlaştırmıştır.