Adalet Bakanı Akın Gürlek'in paylaştığı verilere göre, yapılan incelemelerde fonlardan 100 milyon liranın üzerinde kazanç sağlayanlar saptandı.
13 ile 16 Eylül tarihleri arasında içerden bilgi alarak fon satışı yapanlar mercek altına alındı.
Sonuçta 141'i gerçek, 73'ü şirket olmak üzere toplam 214 kişinin 3 ayrı fondan 187 milyar 653 milyon lira kâr elde ettiği belirlendi.
141 gerçek kişi ortalama 714 milyon lira, 73 şirket ise ortalama 1,19 milyar lira kazanç sağlamış görünüyor.
Bunlar bu ülkede emeğiyle geçinen insanların hayal edemeyeceği rakamlar.
Bu tablo toplumda çok önemli ruhsal etkiler yaratıyor.
Namusuyla çalışan, vergisini veren, ailesine iyi bir gelecek sağlamak için ter döken insanlar kendilerini enayi yerine konmuş hissediyor
Bu insanlar onca yıl okullarda dirsek çürütmenin ve meslekibaşarılarının bir işe yaramadığını düşünüyorlar
Gençler gelecekleriyle ilgili umutsuzluğa düşüyor.
Liyakatin değil kurnazlık ve ahlaksızlığın prim yapması, bu yollara başvurmayan insanları hayal kırıklığına uğratıyor.
Yöneticilere olan güven sarsılıyor
Kurumlara olan güven yerle bir oluyor.
Bu tür olaylarda yalnızca para el değiştirmiyor. Toplumun adalet duygusu, çalışma ahlakı ve geleceğe güveni de yara alıyor.
Vurguncuların isimleriyle açıklanması toplumun ruh sağlığı açısından önem taşıyor.
A. TANER KIŞLALI
Suikasta uğramasının 27. yılında andığımız Prof. Ahmet Taner Kışlalı, aynı zamanda zarif bir tartışmacıydı.
Almanya'daki bir panelde Alman profesör bitime yakın söz almış. Kimsenin kendisini yanıtlamaması için kasten böyle yapmış. Ve Atatürk'e "diktatör" gibi sıfatlar yakıştırarak eleştirel bir konuşma yapmış.
Başkan konuşmanın sonunda paneli kapatacak...
A. Taner Kışlalı söz alarak "Tek bir soru sorma" izni almış Başkan'dan...
Ve sormuş:
- Sayın profesör gayet iyi bilir ki, Nazizm'in zulmünden kaçan çok sayıda Alman bilim adamı, düşünür ve sanatçıya zamanın en varlıklı ve demokratik ülkesi olan ABD kucak açmıştır. Şimdi soruyorum, acaba niçin bu aydın insanlar kendilerine parlak bir gelecek vaat eden ABD'yi değil de Mustafa Kemal'in yoksul ülkesini seçtiler Gelişmiş bir ülkenin diktatörlüğünden kaçıp yoksul bir ülkenin "diktatörlüğüne" sığınmak için mi..
Ortalık sus pus...
HEBUN
Arkadaşımız Nazım Alpman'ın tavsiyesiyle Söğütlüçeşme Garı'nın altındaki TERMİNAL adlı çarşıda bulunan Hebun çorba evine uğradık. Çorba fakirin ilk aklına gelen gıdadır. Ahmet Rasim'in deyimiyle "Batna (karına) ciladır"... Hebun iddialı bir çorbacı. 40 çeşit çorba satıyor. Fiyatlar ehven. Yarım porsiyonla insan doyuyor. Çeşitler:
"Klasik mercimek, ezogelin, yayla, domates, tarhana, sebzelibrokoli, mantar, karalahana, kuzukulağı, Antep yuvalama, analı kızlı, arabaşı, şiveydiz, kumbursiye, mantılı yüksük, kesme, madımak, etli gerdan, etli mercimek, düğün, köfteli mantarlı misket, tavuklu arpa şehriye, tavuklu ezogelin, tavuklu arabaşı, paça, işkembe, tuzlama, beyran, natural kelle paça, terbiyeli kelle paça, atom kelle paça, dana ayak paça, kuzu paça, ayran aşı", vs...vs...

15