İlber Ortaylı dostum kültürlü adamdı, bilge adamdı, herkesle barışıktı... Ama kendi bedeniyle barışık değildi... Hatta kavgalıydı denebilir...
Yaklaşık 6 ay önce Amerikan Hastanesi koridorlarında gördüm... Doktorlar peşinden koşuyor ona bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. İlber onları dinlemiyordu. Beni görünce sevindi, doktorları hepten bırakıp benimle sohbete başladı.
Ertesi gün yakın dostu Celal Şengör'ü telefonla arayıp İlber'le konuşmasını onu doktorları dinlemeye ikna etmesini rica ettim. Sanırım arayıp konuştu.
İlber neden böyleydi
Bir psikolog dostum tahminini aktardı:
"İnsan eğer hayatında güçlü bir anlam bulmuşsa...
Vücuttaki arızalar geri planda kalır.
Hatta bedenine sessizce içerler...
Çünkü: "Bedenimdeki arıza, benim hayat kalitemi tehdit ediyor" diye düşünür.
Bu durumda bedenin verdiği sinyaller onun tarafından "rahatsız edici bir fren" gibi algılanır ve görmezden gelinir.
Ayrıca zihnen güçlü insanlar kendilerini bedenen de güçlü ve ayrıcalıklı sanır.
Çevreden alkışlar ve övgüler geliyorsa...
Bu, bilinçsiz bir özgüvene dönüşür.
Bu tür insanlar derinden şunu da benimser:
"Yaşayacaksam dolu dolu yaşayayım."
İlber sanırız bu tür düşünceler içindeydi.
Hastalıklarla sınırlanarak kısıtlı yaşamak yerine dolu dizgin yaşamayı tercih etti.
Uzun yaşamak yerine mutlu yaşamak... Akılcı bir düşünce midir Bilemeyiz...
Bir tercihtir. Üstelik kısmen bilinçsiz, içgüdüsel bir tercih...
SÜZMECE
Siyasetçi veya destekçisine olağan bir soru soruyorsunuz.
Eğer cevap vermekte zorlanacaksa:
- Efendim, eleştirinin sırası değil, diye üzerinize geliyor.
Küçük bir uyarı ya da hatırlatma bile eleştiri sayılıyor.
Eleştiriden korku o denli yüksek...
Oysa bakın, ne diyor Fransız düşünürü Montaigne:
"Görüş ayrılıkları, çatışmalar, beni ne küçük düşürür ne de yıldırır. Yalnızca uyarır ve beynimi kışkırtır. Biri bize karşı çıktığında doğru söyleyip söylemediğine bakmaz, pençelerimizi gösteririz. Ben, aslında dostlarımın görüşlerini, neye mal olursa olsun, açık yürekle sergilemelerini, hatta katı, tırmalayıcı, yırtıcı olmalarını isterim. Tıpkı kanatıcı ısırıklar, tırmalamalar isteyen aşklar gibi. Eğer görüşler, yapmacık, dostça, korkakça olursa, güçlü, soylu ve inandırıcı olmaz.
MEDYA
Yapılan son anketlere göre, iletişim fakültesi mezunu gençler, en az iş bulabilen meslek gruplarına sahipmiş.
69 üniversitede İletişim Fakültesi kurulmuş... Yılda 10.000 mezun veriyormuş bu fakülteler.
Gazete ve televizyonlarda çalışan sayısı belli.
Kapasite çok sınırlı...
Mezun olan her 100 kişiden ancak 1 - 2'si gazeteci oluyor.

3