Cumhuriyet gibi birkaç istisna dışında muhalefet medyası, PKK'nın Suriye kolu YPG konusunda çok hassas.
Ulusalcıların kanalı Sözcü'den, Saraçhane medyasının hücumbotu T24'e kadar uzanan geniş bir yelpazede "YPG" yerine ısrarla "SDG" isminin tercih edilmesi bunun göstergesi.
Sorulduğunda verilen cevap da hazır:
"Neticede kendilerini SDG olarak tanımlıyorlar. Gazetecilik açısından doğru olan bu."
"O halde AK Parti'ye neden AKP diyorsunuz" gibi bir tutarlılık arayışına girmenin anlamı yok. Çünkü burada bir gazetecilik refleksinden değil, bilinçli bir politik tercihten söz ediyoruz. Mikro hedefleri ve kullandıkları dil farklı olsa da nihayetinde aynı siyasi zemine hizmet ediyorlar.
***
Peki bu zemin tam olarak neresiCevabı, ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas'ın 2017 yılında YPG'nin geçirdiği "evrimi" anlattığı şu sözlerde bulmak mümkün:
"Suriye'nin geleceğinin konuşulduğu Cenevre ve Astana gibi yerlerde masada olmak istiyorlardı. PKK ismi altında bunun mümkün olmadığını biliyorlardı. Biz de isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. 'YPG dışında kendinizi nasıl adlandırmak istersiniz' dedik. Bir gün sonra 'Suriye Demokratik Güçleri' adını ilan ettiler. İsimlerine 'demokratik' kelimesini eklemeleri zekice bir hamleydi. Bu onlara belirli bir meşruiyet sağladı."
***
Aradan yıllar geçti, köprünün altından çok su aktı. ABD'de bugün artık Suriye'den çekilmeyi yöneten yeni bir askeri-siyasi akıl yürürlükte. Bir dönem "şirin" gösterilmeye çalışılan YPG ile değil, Şam'daki cumhurbaşkanıyla çalışmayı tercih eden bir Washington tablosu var karşımızda.Bu, tesadüf değil. Yıllardır bu köşede vurguladığımız gibi, Trump ilk döneminde askeri vesayete takılan Suriye dosyasını şimdi sonuçlandırmaya kararlı görünüyor.
Suriye devriminin birinci yılını doldurması ve ABD'deki Demokrat yönetimlerin kurup sevk ettiği YPG'nin Fırat'ın doğusuna doğru itilmesi, bu projeksiyonların hayal ürünü olmadığını gösteriyor.
Ancak bu denge pamuk

3