Yaralı İran daha güçlü

Savaşın ironisi bazen sonucu kadar nettir. Zayıflatmak için bastırdıkça, rakibini tarif eder ve büyütürsün.
Bugün İran'ın başına gelen biraz bu.
Dış baskı, içerideki safları sıklaştırmakla kalmadı; Tahran'ı bölgesel ölçekte daha ciddiye alınan bir aktöre de dönüştürmeye başladı.
Başkan Trump döneminde sertleşen hat, yaptırımlar ve maksimum baskı dili, İran'ın "Kuşatma altındayız" anlatısını güncel tuttu. Netanyahu hükümetlerinin güvenlik merkezli yaklaşımı ve İsrail'in doğrudan/örtülü hamleleri ise bu anlatıyı somutladı.
Ama paradoks şu: Bu basınç, İran'ı yalnızca savunmaya itmedi; onu dayanıklılığını sergileyen, caydırıcılığını test eden bir oyuncuya çevirdi.
İçeride eleştiri tonunun düşmesi ve güvenlik dilinin hâkimiyeti, rejime alan açtı. Dışarıda ise "saldırıları savuşturabilen" bir profil, algıyı değiştirdi.
Bölge başkentleri açısından bu, sadece ideolojik bir dosya değil artık; aynı zamanda kapasitesi ölçülmüş bir rakip. Yani İran, zayıflatılması hedeflenirken, istemeden referans noktası hâline getirildi.
Bu durumun ikinci etkisi daha ince: Rekabetin eşiği yükseliyor. Körfez'den Levant'a kadar pek çok aktör, dengeyi İran'ın kabiliyeti üzerinden yeniden hesaplıyor. Böylece kriz, yalnızca iki taraflı bir bilek güreşi olmaktan çıkıp çok taraflı bir denkleme dönüşüyor.
Sonuçta, ABD ve İsrail'in baskı stratejisi, İran'ı çözmekten çok tarif etti; hatta kısmen inşa etti. Siyasette nadir görülen bir durum değil bu: Rakibini zayıflatmaya çalışırken ona