Fon skandalının tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM'deki performansıyla göz doldurduğu, Türkiye'nin yıldızının parladığı, Netanyahu'nun ise rezil olduğu, İsrail'in alçak alçak süründüğü bir süreçte patlaması haliyle kafalarda soru işareti yaratıyor.
Yerinde bir şüphe.
Dün Senatör Bernie Sanders'ın "İsrail yanlısı lobi, ABD ara seçimlerinde Netanyahu karşıtlarını engellemek için 233 milyon dolar harcamayı planlıyor" sözlerini aktarmıştım.
İsrail'in birinci tehdit saydığı Türkiye'deki faaliyetleri için kesenin ağzını açmaması düşünülemez.
Ege'den Kafkaslara kadar beşinci kol faaliyeti yürüten Tel Aviv, Türkiye'yi boş bırakacak değil ya.
Peki, bu güçlü olasılık, bu yakın ulusal tehdit, aile boyu refaha ermiş Fatma Betül Sayan Kaya'nın hiç mi umurunda değil
Bakan olduğu halde Rotterdam'daki Büyükelçiliğimize girerken polis köpekleri üzerine salındığında, Türkiye'nin nasıl bir kuşatma altında olduğunu anlamadı mı da hâlâ milyonlarına milyonlar katmanın derdinde...
Gazetecileri arayıp "ailecek ağlıyoruz" diyeceğine önce bunun cevabını versin.
Fon soruşturmasında oğlunun adı geçen Hayati Yazıcı'ya ne buyurulur
Yargı süreci devam ediyor. Hukuk, iddiaları soruşturuyor. Neticeyi göreceğiz.
Ancak gazetelerde yer alan haberlere göre oğlunun varlık yönetim şirketi varmış. Yani bankaların vatandaşlardan alamadığı borçları satın alıp tahsil ediyormuş.
Elbette eylemlerin sorumluluğu şahıslarındır. Ne var ki Hayati Bey, "Oğlumun ticari eylem ve işlemlerinin legaliteye ve ahlakiliğe uygunluğu konusunda zerre kuşkum yoktur. Oğlumun işlerinin legal ve ahlaki olduğuna kefilim" dediği için sormak hakkımız.
Rahmetli Alev Alatlı'nın "bir işin legal olması, ahlaki olduğunu göstermez" önermesini hatırlar mısınız
İktidar üyesi bir siyasetçinin, "Dar gelirli vatandaş ekonomik sıkıntı içindeyken, kara bulut gibi üzerlerine çöken bankaların tahsildarlığına soyunmak, pozisyonum gereği ailemize yakışmaz"

2