Üçüncü taraf Libya Anlaşması'nı bozamaz

Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasının Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanması üzerine çarşı karıştı.
Güney Kıbrıs üzerinden İsrail'le birlikte Doğu Akdeniz'e çökme planları yapan Yunanistan'ın itirazları malum.
Doğalgaz ve petrol ihtiyacını bu bölgede keşfedilen kaynaklar üzerinden karşılama ve Rusya'ya bağımlılığı azaltma hedefi güden Avrupa devletlerinin kınamaları da beklenmedik değil.
Dünkü yazıda üzerinde durduğumuz üzere bu denklemde tek değişiklik Trump Amerikası'nın tavrı oldu. Demokrat iktidar, 2019 yılında Libya anlaşmasını provokatif olarak değerlendirip kınamış, Yunanistan'ın safında yer almıştı. Bu kez ABD Dışişleri, İsrail'in de kınadığı anlaşmayla ilgili Türkiye'yi de gözeten bir açıklama yaptı.
Kahire, 2020'de Yunanistan ile imzaladığı kendi deniz yetki alanları anlaşmasını bu mutabakatın karşısına koydu. Uluslararası deniz hukuku ilkelerine ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (UNCLOS) MEB ile kıta sahanlığı sınırlandırmasına ilişkin hükümlerine aykırı olduğunu savundu.
Öncelikle, Türkiye UNCLOS'a taraf değil. Dolayısıyla sözleşme maddeleri Türkiye'yi doğrudan bağlamaz.
İkincisi, Uluslararası Adalet Divanı ve tahkim kararlarında adaların otomatik olarak tam MEB/kıta sahanlığı üretmediği kabul edilmiştir.
Üçüncüsü ve önemlisi, uluslararası hukuktaki "üçüncü taraf anlaşmayı bozamaz" temel ilkesi...
Roma hukukunda "pacta tertiis nec nocent nec prosunt" diye tarif edilen bu temel ilke, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 34. maddesinde şöyle kanunlaştırıldı:
Bir anlaşma yalnızca tarafları bağlar. Üçüncü devletler, iki ülke arasında yapılan bir anlaşmayı tek taraflı olarak "bozamaz", "hükümsüz ilan edemez" veya hukuki geçerliliğini ortadan kaldıramaz. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, ilgili kıyı devletlerinin egemen hakları kapsamındadır.