Trump, Grönland meselesini ilk ortaya attığında çoğumuz refleks olarak güldük. "Yok artık" dedik. "Trump acayip bir şey söylediğinde bunu sadece etki için yapar" klişesine sığındık.
Ama sorun şu ki adam, "olmaz" denilen şeyleri sadece söylemiyor; deniyor, hatta yapıyor.
Binlerce memuru kapının önüne koyuyor, Amerikan Rüyası'nın temel direklerinden olan göçmen politikasını altüst ediyor, on yıllardır süren Green Card uygulamasını fiilen işlevsizleştiriyor, federal bürokrasiyi dağıtıyor. İçerideki bu radikal tavrını dış politikada da sürdürüyor: Diplomatik protokolleri hiçe sayıyor, NATO'yu silkeliyor. Herkes "Blöf yapıyor" derken İran'ı vuruyor. "Venezuela'ya ne yapabilir ki" denirken Maduro bir gecede sahneden çekiliyor.
***
Grönland meselesinde de benzer bir seyir izleniyor. Söylem giderek sertleşiyor: "Satın alalım"dan "Bizim için gerekli"ye, oradan da "Gerekirse zorlarız" noktasına uzanan bir çizgi oluşuyor. Bu, anlık bir çıkıştan çok, olgunlaştırılmış bir fikre işaret ediyor.Trump ciddi mi
Evet.
Bu işin peşinde mi
Evet.
***
Trump'ın ciddiyeti, Grönland'ın kendisinden çok temsil ettiği anlamla ilgili. Arktik bölgesi artık romantik bir kutup masalı değil; Çin'in, Rusya'nın ve Batı'nın yeni satranç tahtası. Buzlar eriyor, deniz yolları açılıyor, yeraltı kaynakları stratejik değer kazanıyor.
***
Asıl mesele ise şu: Trump için Grönland, Danimarka'yla pazarlık edilen bir ada değil; Amerikan gücünün sınır tanımaması gerektiğini simgeleyen bir eşik. "İstersek alırız" ifadesi, Grönland'dan çok Washington'un dünyaya verdiği bir mesaj.
Bu nedenle Danimarka'nın "Satılık değil" açıklaması Trump'ın umurunda değil. Zaten hedef ikna etmek değil; baskı kurmak, dengeyi bozmak ve yeni bir güç alanı yaratmak.
***
Trump, olmayacak gibi görünen bir şeyi yüksek sesle söyleyerek mümkün olanın sınırını genişletiyor. Danimarka'yı, Avrupa'yı ve hatta Amerikan bürokrasisini bu uç ihtimal etrafında pozisyon almaya zorluyor. Böylece konu, kaçınılmaz olarak resmî gündeme giriyor.

4