Yarın 250. kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşik Krallık'ı tahtından indirip dünyanın imparatoru oldu.
Anlayacağınız, son başkanlarının kendisine esprili bir şekilde "kral" demesi de İngiltere Kralı'nın ABD ziyaretinde "demokrasi" vurgusu yapması da boşuna değil.
Demokratlar ve küreselcilerin kontrolündeki ABD ile İngiliz basını da, 250 yılı, monarşiye karşı isyanla başlayan "Amerikan deneyinin" Trump'la birlikte kontrolden çıktığı teması üzerinden okuyor. Bir anlamda Trump'ı Amerika'nın antitezi olarak gösteriyorlar.
Örneğin, gücünü önceki başkanların denemeye cesaret ettiğinden daha fazla zorlayan Trump, çevresini kendisini alenen öven kabine üyeleriyle donatmış.
En büyük ABD şirketlerinden bazılarına kendi emirlerini yerine getirmeleri için baskı yapıyormuş.
Kısa süre önce bir görüşmeciye "Gücümün sınırı yoktur" bile demiş.
İran'da operasyon başlatmadan önce Kongre'den izin almamış, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu ele geçirmek için düzenlediği askeri operasyonu sır gibi saklamış.
Trump karşıtı eylemlerde "Kral Yok", "Monarşi Değil Demokrasi", "Bir Anayasamız Var, Kral Değil" sloganları atan Amerikalılar belli ki tarihlerini unutmuşlar.
İstihbarat ve kabinesinin "Japonları nükleer bomba denemesine çağırıp teslim olmaya zorlayabiliriz" yönündeki resmi görüşlerini elinin tersiyle itip, savaş bittiği hâlde ibret olsun diye Hiroşima ve Nagasaki'de çoluk çocuk yüz binleri öldürme kararı veren başkanlarını hatırlamıyorlar mı
Peki Vietnam'da, Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de, Ukrayna'da milyonlarca insanın ölüm emrini veren, onlarca ülkede darbe yaptıran, iç savaş çıkartan, suikastlar düzenleten güler yüzlü, nazik yöneticilerini

12