Yazar, Trump'ın Netanyahu'ya koşulsuz destek vererek kendi Ortadoğu iş modelini ve 'Amerika Önce' söylemini boşalttığını iddia ediyor. Körfez ülkelerine verilen güvenlik garantisinin geçersiz hale gelmesi, İran ve Rusya'yı güçlendirmeyi sağladığını vurgulayarak bu stratejik kırılmanın Trump'ın karizmasını yıprattığını savunuyor. Ancak tek kişinin veya iki liderin bir savaşı başlatması ve yönetmesi gerçekten mümkün mü?
Başkan Trump onca badireyi atlatıp ikinci kez başkanlık koltuğuna otururken arkasına yaslanmış, "Ben savaş başlatmayan tek başkanım" diye övünüyordu.
Abraham Anlaşmaları'yla Körfez'i dev bir silah pazarına çevirmiş, Suudi Arabistan'dan BAE'ye milyarlarca dolarlık güvenlik garantisi satmıştı. Bölge nispeten sakin, işler yolunda gidiyordu. Ta ki Netanyahu masaya vurana kadar.
Şubat ortasında Netanyahu Beyaz Saray'a indiğinde Trump hâlâ İran'la diplomasi masasında flört ediyordu. Ama Netanyahu'nun "ya şimdi ya hiç" sunumu her şeyi değiştirdi.
Birkaç hafta içinde ABD savaş uçakları İran semalarında belirdi. Trump'ın "savaşsız başkan" hayali Tel Aviv'in dümen suyunda çöllerin tozuna karıştı.
Bu sadece bir savaş değildi; Trump'ın bütün Ortadoğu iş modeliydi. Körfez ülkelerine "Biz varken güvendesiniz" diye güvenlik ihraç ediyordu.
Şimdi o pazar altüst oldu. Ülkeler "ABD'ye fazla mı güvendik" sorusunu sormaya başladı. Türkiye dahil birçok devletin kapısını çalmaya, alternatif ittifaklar aramaya yöneldiler.
Trump'ın özenle kurduğu "İsrail merkezli, ABD garantörlü denge" bir anda çatırdadı.
Dahası, rakiplerine büyük kozlar hediye etti. İran'ın nükleer programından daha kullanışlı olan Hürmüz Boğazı kartını keşfetmesini sağladı.
Rusya ise bu kaostan beslenerek hem enerji pazarında hem diplomatik alanda güçlendi.
Trump-Netanyahu ikilisi, istemeden ABD'nin en büyük rakiplerini daha da kuvvetlendirmiş oldu.

9