Mısır nerede duracak

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, Mekke'de kolektif savunmayı kurumlaştırdı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu Riyad'a gitti; pakt komuta düzeyine indi.
Ankara, Bağdat'la da mutabakata vardı. Suriye hattında yeni bir güvenlik mimarisi örülüyor. Lübnan Türkiye'ye yaslanırken Ürdün Kralı II. Abdullah, BM'de İsrail'in yayılmacılığını "bölgesel tehdit" diye nitelendirdi.
Karşı tarafta ise Tel Aviv, Atina ve Lefkoşa hattı oluşuyor. İsrail, Kafkaslar'da bile hamle yapıyor.
Peki, bu denklemde Mısır nerede duracak
Kahire'de 22 Eylül'de Yunanistan, Mısır ve GKRY savunma bakanları altıncı üçlü toplantıyı yaptı. Bildiri, gaz sahalarını, tedarik hatlarını ve açık deniz enerji altyapısını "ortak koruma"ya alıyor.
Ancak cevap Kahire'nin tarihsel rolünden bağımsız değil.
Mısır, Nasırcılıktan bu yana Arap dünyasının "merkez ülkesi" iddiasını bırakmadı. Arap Birliği'nin ev sahibi, Filistin'in geleneksel arabulucusu, en kalabalık Arap ordusu, Süveyş'in bekçisi...
Bu statü rejim meşruiyetinin parçası. Sisi düzeni, siyasi İslam'ı içeride ezerek "istikrarın bekçisi Arap devleti" kimliğini yeniden üretti.
Türkiye ise aynı dönemde başka bir iddia yükseltti: İslam dünyasında inisiyatif, Gazze diplomasisi, savunma sanayii, Afrika ve Levant'ta fiili varlık.
İki ülke ticaret, tatbikat ve savunma sanayiinde yakınlaşıyor. Ancak Kahire, Ankara bölgede öne çıktıkça Mısır'ın "tek söz sahibi merkez" imajının inceldiğini düşünebilir.
Suriye'nin yükselen pozisyonu da yeni değişken. Esad'ın düşmesiyle Şam, Ahmed Şara yönetiminde yeniden masaya oturuyor.
Tabii bir de tabloyu geren İran denklemi var. Esad'ın gidişi Tahran'ın Levant köprüsünü kesti; İran zayıfladı ama yok olmadı. Kahire için Tahran ideolojik rakip. İsrail ve Körfez için hâlâ asıl tehditlerden biri. Ankara ise İran'la hem rekabet hem zorunlu komşuluk içinde.
Bu noktada Türkiye-Mısır-Suudi-Pakistan koordinasyonu hem İsrail'in yayılmasını hem İran krizini dengeleme arayışı gibi okunuyor.
Asıl kaygı