Geçen yazıda, ABD ziyaretinin takvimini İran gündemiyle öne çeken Netanyahu'yu Beyaz Saray'da nasıl bir Trump'ın beklediğini konuşmuştuk.
Küresel ölçekte yürütülen bir medya kampanyasıyla Epstein skandalının merkezine oturtulan Trump'ın azmettiriciyi bildiğini, çekilen resti görmek zorunda olduğunu, aksi takdirde daha büyük bir baskıyla karşılaşacağını yazmıştım.
Trump'ın, İran'ı vurması için baskı yapan Netanyahu'ya "hayır" diyerek Epstein'le İsrail'i özdeşleştiren dünya kamuoyunun desteğini arkasına alabileceğini ve böylece tek ve gerçek rakibini geri adım atmaya zorlayabilecek bir hamle yapabileceğini belirtmiştim.
İkilinin görüşmesi sonrasında ortaya çıkan tablo bunu doğruluyor.
Netanyahu'yu arka kapıdan içeri alan Trump, açıklamasında netti:
"İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüşmemi az önce bitirdim. İran ile müzakerelerin devam etmesi konusunda ısrar etmem dışında kesin bir karara varılmadı."
Ardından açık bir uyarı geldi:
"Geçen sefer İran bir anlaşma yapmamanın kendileri için daha iyi olduğuna karar verdi ve Gece Yarısı Çekici Operasyonu ile vuruldular. Bu onlar için iyi sonuçlanmadı. Umuyorum ki bu sefer daha makul ve sorumlu olurlar."
Ortada sürpriz yok.
Trump daha önce de Netanyahu'yu Beyaz Saray'da kameraların önünde benzer şekilde frenlemiş, bölgedeki gerilimi tırmandırmaması için uyarmış, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın denge pozisyonundan bahsedip canını epeyce sıkmıştı. Ardından da Tahran'a dönük sınırlı bir hamleyle tansiyonu düşürmüş, İran dosyasını rafa kaldırmıştı.
Daha geriye gidelim.
Trump, 2016'daki seçim kampanyasından bu yana -başta Suriye olmak üzere- Ortadoğu'dan çekilme vaadini açıkça dile getiriyor. Bu çizgisi nedeniyle yoğun siyasi kampanyalarla yıpratıldı; Rus ajanlığı suçlamalarından pedofili imalarına kadar uzanan akıl almaz iddialarla hedef alındı, hatta suikast girişimiyle karşı karşıya kaldı.
Hiçbir ABD Başkanı'na bu kadar sistematik ve yaygın

3