Maduro'nun ABD özel kuvvetleri tarafından kaçırılıp New York'a götürülmesi en çok Küba'yı sarstı.
Caracas ile Washington arasından su sızmıyor ama Havana'nın atardamarı kesildi. Sovyetler'in çöküşünden sonraki "Özel Dönem"i hatırlatan bir tablo yeniden sahnede.
Zira operasyonun hemen ardından Küba'nın, doktor ve öğretmen ihracı karşılığında Venezuela'dan aldığı günlük 50-100 bin varil petrol kesildi. Ada bir anda enerji ve insani krizin içine düştü.
Elektrik kesintileri günde 12 saati aşıyor. Hastaneler zorlanıyor. Fabrikalar yavaşlıyor. Okullar aksıyor. Ulaşım tıkanıyor. Benzin karaborsada. Gıda dağıtımı kırılgan; birçok aile tek öğünle ayakta. İlaç rafları boşalıyor. Çöpler toplanamıyor. Sokaklar karanlık. Sokaklar sessiz.
Hükümet "Sıfır Seçenek" planını devreye aldı. Kamu binaları kapanıyor, mesai kısalıyor, uzaktan çalışma yayılıyor. Turizm dibe vurmuş durumda. Döviz girişi neredeyse yok.
Bu görüntü 1990'ları hatırlatıyor. Sovyetler Birliği çöktüğünde Moskova'dan gelen destek kesilmiş, Küba açlık ve karanlığa gömülmüştü.
Fakat bugünkü yük daha ağır. O dönemde altyapı ayaktaydı. Şimdi ekonomi hiperenflasyonun, pandeminin ve yılların yıpranmışlığının altında. O gün Venezuela gibi devreye girecek bir kapı vardı. Bugün dünya kendi yangınında.
ABD baskısının sertleşmesinde şüphesiz Rubio faktörü de etkili. Kendini "sürgünlerin oğlu" diye tanımlayan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba kökenli. Havana'ya yönelik nefretini saklamıyor. Trump'ın yanı sıra Karayipli liderleri

2