Körfez'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Netanyahu'nun Hürmüz Boğazı'ndaki İran hâkimiyetini görmezden gelmesi, Trump'ın bölgedeki uzun vadeli kayıplarını ne kadar maskeleyebilir?
Yazı, İsrail-Hamas savaşının bölgesel dengeleri kökünden değiştirdiğini ve özellikle Hürmüz Boğazı'nda İran'ın gücünün arttığını iddia ediyor. Bu değişimin Körfez ülkelerini savunma stratejilerini yeniden sorgulamaya ittiğini ve Türkiye'ye enerji nakil hatlarında stratejik fırsat sunduğunu vurguluyor. Peki, Hürmüz'ün kapatılması gerçekten küresel enerji akışını İsrail lehine etkilemeyecek kadar sınırlı mıdır?
Netanyahu'nun arkasına takılıp ABD'yi ve siyasi kariyerini uçuruma sürükleyen Başkan Trump, bulduğu dala dört elle sarılmış durumda.
Ancak Pakistan'ın aracılık ettiği 15 günlük ateşkes önerisini ilk dakikadan itibaren sabote etmek için uğraşan Netanyahu karşısında ne yapacağı meçhul. Ateşkesin adı anılır anılmaz, Lübnan'daki saldırılarının dozunu artıran soykırımcıyı durduramazsa Hürmüz'deki kriz derinleşecek.
İşler yolunda gider ve Pakistan'daki müzakerelerden olumlu sonuç çıkarsa bile bölgedeki dengelerin 40 günlük savaşın öncesine dönmeyeceği ortada.
Mevcut çatışmanın lojistik, üretim ve tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açtığını vurgulayan Putin'in süreci korona pandemisine benzetmesi ve "Sonuçları kesin olarak tahmin etmek zor. Hatta çatışmaya dâhil olanlar bile bunu öngöremiyor" demesi boşuna değil.
Kesin olan tek şey, Hürmüz'ün artık İran için çok güçlü bir koz olacağı. Öyle ki, Hürmüz, Tahran'ın Batı'ya karşı geleneksel şantajı olan nükleer kartının yerine alacak. Bu abartılı bir tespit değil. Zira Tahran'ın uranyum zenginleştirme programında ne kadar ilerlediği tartışmalı olsa da Hürmüz üzerindeki hâkimiyetini yıkıcı şekilde devreye sokacağı net olarak anlaşıldı.
Körfez ülkelerinin, 40 günlük savaşın gözlerine soktuğu bu gerçekliğe karşı girdikleri arayış da bölgedeki dengeyi kökten sarsacak.

4