İstanbul'un trafik sorunu yeni değil. Geçen yıl da İstanbullular, trafikte en çok vakit kaybedenler olarak dünya birincisi olmuştu.
Ama bu aralar boyut atladık. Sabah, öğle, akşam, hatta gece yarısı bile korkunç bir trafik var.
Kimileri bunu TEM Otoyolu'ndaki yol yapım çalışmalarına bağlıyor. Doğrudur. Bu işlerin neden yazın bitirilmediğini anlamak güç. Ama yalnızca ana arterler değil, ara caddelerde bile trafik tek kelimeyle çile.
Şehrin en kalabalık noktalarındaki otoparklar uzun süredir tadilat nedeniyle kapalı. Çift yönlü yolların bir şeridi otopark gibi kullanıldığı için akış tıkanıyor.
Trafik polisleri kaldırımlara park etmiş otomobilleri artık görmüyor.
Beykoz gibi ilçelerdeki bitmeyen yol çalışmaları ara yolları bile E-5'e çevirmiş durumda.
Göz boyamak ve partili müteahhidi zengin etmek için yapılan kaldırım yenilemeleri de yaya ve araç trafiğini altüst ediyor.
Trafiği aşmak için toplu taşıma da çözüm olmuyor. Otobüs ve metrobüs balık istifi.
Tek sorunumuz trafik de değil.
Şehri çöp götürüyor. Sokaklar, kaldırımlar, caddeler bakımsız, Hindistan'dan farksız. Her yer kokuyor.
Turistik bölgelerde, en merkezi mahallelerde bile yol kenarına bırakılmış eski ev eşyaları ve molozlar var.
Kadıköy, Fulya gibi kentsel dönüşümün yoğun olduğu semtler dev şantiyeye dönmüş. Hiçbir kontrol yok.
Geceleri inşaat sesinden, gündüzleri korna sesinden bunalan insancıklar birbirine giriyor.
Seferberlik ilan etmesi beklenen yerel yönetimler ise oralı değil. Sadece bahane üretiyorlar.
Belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonlarını gerekçe gösterenler bile var.

9