Mazlum Abdi, 10 ay önce PKK'nın bölgedeki tüm silahlı unsurlarını bünyesinde toplayan YPG adına, 10 Mart Mutabakatı'nı imzaladığında şu soruyu sormuştuk:
"DEM, parlamentosunda yer aldığı Türkiye'ye ve devlet kurumlarına ne zaman entegre olacak"
Zira Türkiye'de başlatılan süreçten cesaret alıp yeniden şımarmışlardı.
Sadece eşbaşkanları Tuncer Bakırhan'ın, terörle mücadelede görev almış köy korucularını işsiz bırakmayacaklarını, onlara çobanlık ve çöpçülük yaptıracaklarını söyleyerek yaptığı talihsiz "esprilerden" söz etmiyorum.
Tülay Hatimoğulları da sürecin Suriye'yi de kapsadığını söyleyen Apo'yu dahi açıkça yalanlayarak, "YPG'nin silah bırakmasına gerek yok" diyordu.
Kandil'in, Şam'la uzlaşmak zorunda olduğunu anlayan Mazlum Abdi'yi rehin alıp bu çizgiden vazgeçireceğine; ardından İmralı'ya da baskı kuracağına inanıyorlardı.
Evet, biliyorum; başka şansları da yoktu.
Apo, Marmara'nın ortasında bir adadaydı; Kandil ise onlara şahdamarlarından daha yakındı.
Ama bu mecburiyet, yine yanlış ata oynadıkları gerçeğini değiştirmiyordu.
PKK-YPG'nin, içeride kendisini devirmek isteyen yapının aparatı olduğunu gören Trump, örgüt üzerindeki ABD kalkanını indirdi; Türkiye'nin Suriye perspektifine yaklaştı.
Ahmed Şara da sonunda, Kandil-DEM hattının baskısıyla Şam'ı onaylayan Mazlum Abdi'ye bağlı YPG'yi Türkiye sınırına doğru süpürdü ve dar bir alana hapsetti. YPG bugün "entegrasyonu" mumla arar hâlde.
DEM ise hâlâ Türkiye'ye entegre olmaya direniyor.
Bakırhan, Bahçeli'ye "kuru temizlemeci" diyerek esprilerine devam ederken; DEM heyeti Aynelarab'da sıkışan

4