Çin, Rusya'yı yutar mı

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyareti sırasında Devlet Başkanı Şi Cinping'le birlikte normalde yabancılara kapalı olan Zhongnanhai bahçelerinde yürüyordu.
Trump merakla sordu: "Buraya başkalarını da getiriyor musun"
Şi hafifçe gülerek cevap verdi: "Çok nadiren... Örneğin Putin buraya geldi."
Bu kısa diyalog, Putin'in Pekin ziyaretinden sadece birkaç gün önce gerçekleşti. Şi'nin mesajı netti. Rusya hâlâ Çin'in "özel dostu".
Putin bu hafta Pekin'de. İki ülke, 25 yıl önce imzalanan "İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması"nın yıldönümünü kutluyor. Liderler "sınırları olmayan dostluk"tan söz etse de ilişkinin altında derin bir güç dengesizliği yatıyor.
Çin, Rusya'nın en büyük ticaret ortağı konumunda; Rusya ise Çin'in toplam ticaretinin yalnızca % 4'ünü oluşturuyor.
Batı yaptırımları Moskova'yı Pekin'e bağımlı hâle getirdi. Rusya'nın yaptırıma tabi teknolojisinin % 90'dan fazlası artık Çin'den geliyor. Rusya petrol, gaz ve hammadde satarken, Çin dev pazarı ve yatırımlarıyla Rusya'yı kendi ekonomisinin enerji ve hammadde tedarikçisine dönüştürüyor. Sibirya Gücü 2 Boru Hattı gibi projeler bu süreci hızlandırıyor.
Askeri alanda tablo benzer. Ukrayna savaşı Rusya'yı Çin bileşenlerine daha da bağımlı kıldı. Çin ise Rusya'yı Tayvan senaryoları için bir "test alanı" olarak kullanıyor. Resmi ittifak olmasa da fiili bağımlılık giderek artıyor.
Kısa vadede Çin'in Rusya'yı yutması zor. Rusya'nın nükleer cephaneliği, savaş deneyimi ve gururlu duruşu hâlâ güçlü bir fren görevi görüyor. Çin de aşırı baskı uygulamaktan kaçınıyor; çünkü Rusya'yı kaybederse stratejik