Ankara'da 7-8 Temmuz 2026'da düzenlenen NATO Zirvesi küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir arenaya dönüştü. Çin ve Rusya'nın yanı sıra İsrail'in Türkiye'deki zirveye bakışı gidişata dair önemli ipuçları veriyor.
Pekin, zirveyi soğukkanlı bir mesafeyle izledi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, NATO'yu "Soğuk savaş zihniyetini terk etmemekle" suçladı ve "Çin tehdidini abartmayı bırakın" çağrısı yaptı. Resmi medya Global Times ise zirveyi "iç bölünmelerle gölgelenmiş bir gösteri" olarak nitelendirdi.
Çin açısından Ankara Zirvesi, NATO'nun Asya-Pasifik'e yayılma çabasının yeni bir halkasıydı. Pekin, ittifakın Rusya'ya karşı sert tutumunu kendi stratejik çevresine yönelik bir uyarı olarak okudu.
Ancak Çin, Türkiye'nin ev sahipliğini "akıllı denge politikası" olarak gördü. Çünkü Ankara hem NATO üyesi hem de Çin'le ekonomik bağları güçlü bir aktör. Bu durum, Pekin için "böl ve yönet" fırsatından ziyade, çok kutuplu dünyanın bir kanıtıydı. Çin, zirve sonuçlarını "NATO'nun Rusya'ya odaklanırken aslında kendini Çin'e karşı hazırladığı" şeklinde yorumladı.
Moskova ise daha sertti. Kremlin, zirveyi "anti-Rus provokasyon" olarak tanımladı ve Trump'ın Avrupa'dan daha fazla savunma harcaması talebini "ittifakı parçalama girişimi" diye okudu. Rusya Dışişleri, NATO'nun Ukrayna'ya 70 milyar euro taahhüdünü "savaşın uzatılması" olarak gördü. Ancak Moskova da Türkiye'nin rolünü ayrı tuttu. Putin yönetimi, Ankara'nın arabuluculuk potansiyelini ve Karadeniz dengesindeki önemini biliyor. Dolayısıyla Rusya, zirveyi eleştirirken Türkiye'yle ikili ilişkileri zedelememeye özen gösterdi.
Zirvenin en ilginç boyutu, Trump faktörü üzerinden İsrail'in bakış açısıydı. ABD Başkanı Trump'ın Suriye'deki yaptırımları kaldırma sinyalleri ve Türkiye'ye yönelik "Erdoğan'ı seviyorum, F-35'ler masada" açıklamaları Tel Aviv'de tedirginlik yarattı. İsrail basını, Trump'ın

11